HÜSEYİN MACİT YUSUF
Washington, Londra, Brüksel ve Tel Aviv, Doğu Akdeniz’de kurulan stratejik düzenin devamını mı istiyor?
Güney Kıbrıs’ta 2028 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yaşanan önemli bir siyasi gelişme, yalnızca Rum iç siyasetini değil, Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini de yeniden değerlendirmemizi gerektiriyor.
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Anita Dimitriu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını açıklaması, üzerinde dikkatle durulması gereken bir karardır.Çünkü Dimitriu, yalnızca partisinin genel başkanı değil, aynı zamanda mevcut Rum lider Nikos Hristodulidis’e karşı seçim kazanma potansiyeline sahip önemli siyasi isimlerden biridir. Üstelik Hristodulidis, iktidarının yıpratıcı etkileriyle karşı karşıyadır. İç politikadaki eleştiriler, ekonomik ve toplumsal sorunlar, yönetimine yönelik tartışmalar ve Kıbrıs meselesindeki sonuçsuz girişimler, yeniden seçilmesini kolaylaştıracak gelişmeler değildir.
Böyle bir ortamda güçlü bir rakibin yarış dışına çıkması ister istemez bazı soruları gündeme getiriyor.
Dimitriu gerçekten yalnızca parti içi dengeler nedeniyle mi adaylıktan vazgeçti? Yoksa bu kararın arkasında, Güney Kıbrıs’ın uluslararası ilişkileri ve Doğu Akdeniz’de şekillenen daha büyük stratejik hesaplar da mı bulunuyor?
HRİSTODULİDİS BATI İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?
Son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımızda, Hristodulidis yönetiminin ABD, İsrail ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde önemli bir stratejik yakınlaşma sağladığını görüyoruz. Güney Kıbrıs, giderek ABD’nin Doğu Akdeniz’deki askerî ve siyasi faaliyetlerinde daha fazla yer verdiği bir ortak haline getiriliyor. Amerikan savaş gemilerinin Güney Kıbrıs limanlarını ziyaret etmesi, ortak askeri tatbikatların artırılması, savunma iş birliğinin geliştirilmesi ve bölgedeki enerji projelerine Washington tarafından verilen destek tesadüf olarak değerlendirilemez.
ABD’nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi John Breslow’un askeri iş birliğinin daha da geliştirileceğine ilişkin açıklamaları da bu politikanın devam edeceğini göstermektedir.
Diğer taraftan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasındaki elektrik bağlantısı projesine verdiği destek, Washington’un Doğu Akdeniz’de nasıl bir stratejik yapılanma istediğinin önemli göstergelerinden biridir.
Bu yapılanmanın KKTC ve Türkiye’nin bölgesel çıkarlarıyla çatışabilecek yönleri bulunduğu açıktır.
Peki, Washington böylesine yakın ilişkiler geliştirdiği bir Rum liderin değişmesini gerçekten ister mi?Bu sorunun cevabı kesin olarak bilinmese de mevcut iş birliğinin devamını tercih etmesi güçlü bir ihtimaldir.
İSRAİL’İN HRİSTODULİDİS HESABI
Meselenin İsrail boyutu da en az ABD kadar önemlidir. İsrail, Güney Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik politikalarının önemli ortaklarından biri olarak görmektedir. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında geliştirilen üçlü iş birliği, yalnızca ekonomik bir ortaklık değildir. Bu ilişki aynı zamanda askeri, siyasi ve stratejik boyutları bulunan bölgesel bir yapılanmadır. Hristodulidis yönetimi, İsrail ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda son derece istekli davranmaktadır. İsrail açısından böyle bir siyasi ortaklığın devamı elbette önemlidir. Bu nedenle Tel Aviv’in Hristodulidis ile bir dönem daha çalışmayı tercih etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmalıyız.
İsrail’in mevcut Rum yönetimiyle iş birliğinden memnun olması, Dimitriu’nun adaylıktan çekilmesinde doğrudan rol oynadığı anlamına gelmez. Böyle bir iddiayı ileri sürebilmek için somut kanıtlara ihtiyaç vardır. Bizim üzerinde durduğumuz husus, doğrudan müdahale iddiasından ziyade, uluslararası güç merkezlerinin siyasi tercihlerinin Güney Kıbrıs’taki seçim dengeleriyle ne ölçüde örtüştüğüdür.
LONDRA VE BRÜKSEL NE DÜŞÜNÜYOR?
İngiltere’nin Kıbrıs üzerindeki stratejik çıkarları herkesin malumudur. Adadaki İngiliz egemen üs bölgeleri, Londra’nın Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarında önemli bir yer tutmaktadır.İngiltere açısından Güney Kıbrıs’ta kendisiyle uyumlu çalışabilen ve bölgesel güvenlik politikalarında istikrar sağlayan bir yönetimin bulunması önemlidir.
Avrupa Birliği bakımından ise konu biraz daha farklıdır. Hristodulidis, Kıbrıs meselesinde Rum tarafının geleneksel tezlerini AB platformlarında savunurken, Türkiye’ye karşı Avrupa dayanışmasını diplomatik bir araç olarak kullanmaya çalışmaktadır. Son MED9 Zirvesi’nde Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler, Maraş ve Doğu Akdeniz güvenliği konularında ortaya konulan yaklaşım da bu siyasetin yansımalarından biridir.
Ancak Avrupa Birliği’nin bütün kurumlarının ve siyasi çevrelerinin Hristodulidis’in yeniden seçilmesini istediğini söylemek doğru olmaz. Burada önemli olan, mevcut Rum yönetiminin izlediği politikanın bazı Batılı başkentlerin bölgesel çıkarlarıyla örtüşmesidir.
DİSİ İÇERİSİNDE NELER OLUYOR?
Elbette Dimitriu’nun kararını yalnızca uluslararası gelişmelerle açıklamak da yanlış olacaktır. DİSİ içerisindeki siyasi hesaplaşmaların bu kararda önemli rol oynadığı görülmektedir. Hatırlanacağı üzere Hristodulidis, 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendi partisinin resmî adayı Averof Neofitu’ya karşı yarışmış ve seçimi kazanmıştı. Bu gelişme DİSİ içerisinde ciddi bir bölünmeye yol açmıştı. Bugün aynı partinin genel başkanı olan Dimitriu’nun yarıştan çekilmesi, parti içerisindeki eski güç merkezlerinin yeniden harekete geçmesine imkan sağlamaktadır.
Ancak burada da cevaplanması gereken önemli bir soru vardır. Dimitriu’nun çekilmesi DİSİ’yi birleştirerek Hristodulidis karşısında daha güçlü bir aday mı ortaya çıkaracaktır?
Yoksa parti içerisindeki yeni hesaplaşmalar, muhalefeti zayıflatarak Hristodulidis’in yeniden seçilmesini mi kolaylaştıracaktır?
İşte seçimlerin geleceğini belirleyebilecek en önemli iç siyasi meselelerden biri budur.
ASIL MESELE TÜRKİYE VE KKTC’DİR
Bütün bu gelişmeleri değerlendirirken bizim açımızdan en önemli konu, Hristodulidis’in Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı izlediği politikadır. Faşist Eokacı Rum lider, Kıbrıs meselesini yalnızca müzakere masasında ele almamaktadır. Bir taraftan federasyon temelindeki çözüm tezlerini savunurken diğer taraftan Güney Kıbrıs’ın uluslararası tanınmışlığını, AB üyeliğini, savunma anlaşmalarını ve enerji projelerini Türkiye ile KKTC karşısında siyasi avantaj sağlamak amacıyla kullanmaktadır.
Hristodulidis yönetimi, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünü ve KKTC’nin egemen eşitliğini esas alan iki devletli çözüm siyasetini kabul etmemektedir.
Buna karşılık Güney Kıbrıs’ın ABD, İsrail ve bazı Avrupa ülkeleriyle askerî ve stratejik ilişkilerini güçlendirmektedir. Bu noktada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: Batılı güçler Hristodulidis’i Kıbrıs sorununu çözecek bir lider olarak mı, yoksa Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkisini dengelemekte yararlanabilecekleri bir siyasi ortak olarak mı görüyor? Bence üzerinde asıl düşünülmesi gereken mesele budur.
Çünkü Hristodulidis’in uluslararası destek görmesi, Kıbrıs sorununda adil ve kalıcı bir çözüme yaklaşıldığı anlamına gelmemektedir. Tam tersine, Rum yönetiminin askeri ve diplomatik imkânlarının güçlendirilmesi, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini kabul etme yönündeki isteksizliği daha da artırabilir.
Rum tarafı, uluslararası desteği arkasına aldıkça Kıbrıs Türk halkıyla eşit uluslararası statü temelinde uzlaşmak yerine, mevcut statükoyu kendi lehine sürdürme politikasını tercih edebilir.
DİMİTRİU’NUN ÇEKİLMESİNDEN KİM KAZANÇLI ÇIKACAK?
Bugün elimizde Dimitriu’nun adaylıktan çekilmesinin Washington, Londra, Brüksel veya Tel Aviv tarafından yönlendirildiğini ortaya koyan somut bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak uluslararası siyasette yalnızca açıklamalara değil, gelişmelerin hangi çıkarlarla örtüştüğüne ve ortaya çıkardığı sonuçlara da bakmak gerekir. Hristodulidis, Batılı ortaklarıyla önemli stratejik ilişkiler kurmuştur.
Bu ilişkilerin devamı söz konusu ülkelerin en azından bazı politika çevreleri bakımından tercih edilebilir. Dolayısıyla Dimitriu’nun aday olmama kararının Hristodulidis’in siyasi geleceğine etkisi, yalnızca DİSİ’nin iç meselesi olarak görülemez.
Öte yandan Dimitriu’nun çekilmesiyle ortaya çıkabilecek güçlü bir DİSİ adayının Hristodulidis’in yeniden seçilmesini engellemesi de mümkündür. Bu nedenle bugünden kesin bir kazanan ilan etmek doğru değildir.
Fakat şu soruların peşini bırakmamak gerekir: Dimitriu’nun çekilmesi için parti içerisinde kimler devreye girdi? Bu karardan en fazla hangi siyasi çevreler yararlanacak?
DİSİ’nin yeni adayı Hristodulidis’in karşısında gerçek bir rakip mi olacak, yoksa yeni bir bölünmeye mi yol açacak?
Ve en önemlisi, Doğu Akdeniz’de Hristodulidis yönetimiyle kurulan stratejik ilişkilerin devamını isteyen uluslararası çevreler, seçim sürecinde nasıl bir tutum sergileyecek?
SON SÖZ
Benim kanaatim odur ki, Güney Kıbrıs’ta yaşananları yalnızca bir parti genel başkanının adaylıktan vazgeçmesi olarak değerlendirmek büyük eksiklik olacaktır.
Ortada bir yanda Rum iç siyasetinin güç mücadeleleri, diğer yanda Doğu Akdeniz’de giderek belirginleşen uluslararası çıkar ilişkileri bulunmaktadır.
Hristodulidis’in yeniden seçilmesi, bazı Batılı başkentler açısından kurulmuş stratejik ortaklıkların kesintisiz sürdürülmesi anlamına gelebilir. Ancak bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, DİSİ’nin ortaya çıkaracağı aday ve Rum seçmeninin tercihi belirleyecektir. Türkiye ve KKTC açısından ise kimin seçileceğinden daha önemli olan, Rum yönetiminin hangi stratejik hedeflere hizmet ettiği ve bu hedeflerin Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğine, eşit uluslararası statüsüne ve güvenliğine nasıl yansıdığıdır.
Unutulmamalıdır ki Kıbrıs meselesi yalnızca Lefkoşa’da değil; Washington, Londra, Brüksel, Tel Aviv ve Ankara arasındaki stratejik dengeler içerisinde de şekillenmektedir. Bu nedenle sorulması gereken soru yalnızca “Dimitriu neden çekildi?” değildir. Asıl soru şudur:
“Hristodulidis’in bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı koltuğunda kalması kimin işine yarayacaktır?”
Ve bu sorunun cevabı, önümüzdeki dönemde Güney Kıbrıs’taki seçim yarışının çok ötesinde anlam taşıyacaktır.





