Yusuf KANLI
Cumhuriyet bir günde ilan edildi, ama bir günde kurulmadı. İmparatorluktan cumhuriyete geçiş; anayasal yönetim denemelerinden, savaş ve siyasal çalkantılardan, Ankara’da bir meclisin açılmasından ve saltanatın kaldırılmasından geçti. Demokrasi yolculuğu da inişli çıkışlıydı: Atatürk dönemindeki iki muhalefet partisi girişimi başarısız oldu; İsmet İnönü daha sonra ülkeyi çok partili hayata taşıdı ve 1950 seçimlerinde yenilgiyi kabul ederek iktidarı devretti.
Yusuf Kanlı
Her yıl dönümünde aynı sahne yeniden anlatılır. Mustafa Kemal, akşam yemeğinde arkadaşlarına dönerek, “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” der. Ertesi gün, anlatının devamında, 700 yıllık bir imparatorluktan cumhuriyete geçilir.
Bu, akılda kalıcı bir tarih sahnesi. Ancak karmaşık bir dönüşümü, akşam yemeğinde doğru sözleri söylemekle mümkün olmuş gibi gösteriyor.
Atatürk’ün Nutuk’taki anlatımı daha yalındır: Yemek sırasında, “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” dediğini yazar. Sofradakiler düşüncesine katılır. Atatürk ve İsmet İnönü bir anayasa değişikliği tasarısı hazırlar; tasarı ertesi akşam Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilir. O akşam yemeği önemliydi: son adım, az sayıda çalışma arkadaşıyla orada konuşuldu. Ancak bu adımın arkasındaki siyasal kopuş yıllardır şekilleniyordu. Yemekte bulunmayan bazı isimler, kendilerine danışılmadan karar alınmasına tepki gösterdi. Cumhuriyet’in kuruluş anlatısında bile tam bir görüş birliği yoktu.
Süreç o yemekten çok önce başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu onlarca yıl anayasal yönetim, reform ve değişen dünyanın baskılarıyla uğraştı. Birinci Meşrutiyet 1876’da ilan edildi; Meclis 1908’de yeniden açıldı. Bu deneyimler Cumhuriyet’e doğru düz bir yol oluşturmadı. Savaşlar, yenilgiler ve toprak kayıpları süreci kesintiye uğrattı. Yine de siyasal birikim ve temel bir soru bıraktı: Yönetme hakkı kime aitti?
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Millî Mücadele, işgale karşı direnişi ülkenin geleceğine halkın karar vermesi gerektiği iddiası etrafında örgütledi. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açıldı. Açılıştan önce milletvekilleri ve yurttaşlar, Birinci Meclis binasına kısa bir yürüyüş mesafesindeki Hacı Bayram Veli Camii’nde cuma namazında buluştu. Bu sahne, dinî gelenek ile modern siyasal hayat arasında kesin ve kolay bir kopuş yaşandığı yolundaki basit anlatıyı da sorgulatıyor: Millet adına egemenlik iddiasında bulunan yeni meclis, Ankara’nın en eski dinî mekânlarından birinin yakınında çalışmalarına başladı.
Saltanat Kasım 1922’de kaldırıldı. Lozan Antlaşması Temmuz 1923’te yeni devleti uluslararası alanda tanıdı; Ankara aynı yılın ekim ayında başkent oldu. Ardından hükümet bunalımı ve anayasa değişikliği geldi. Meclis, 29 Ekim Pazartesi günü toplandı ve Cumhuriyet’i ilan etti. Oylama, başlamış olan dönüşümü resmileştirdi; bütün süreci tek bir güne sığdırmadı.
Modernleşme ve çelişkileri
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Cumhuriyet’i “Türk milletinin en önemli modernleşme projesi” olarak nitelendirmişti. Atatürk ise Cumhuriyet’i en büyük eseri olarak tanımladı. Cumhuriyet’in amacı hanedan yönetiminin yerine başka bir yönetim biçimi koymakla sınırlı değildi. Savaş, kayıp ve yerinden edilme deneyimi yaşamış bir ülkede modern bir devlet ve ortak bir yurttaşlık kimliği kurmayı hedefliyordu.
Değişim hukuka, eğitime, kamu yönetimine ve aile hayatına uzandı. Devlet ile din arasındaki ilişkiyi, yurttaşların kamusal yaşamdaki yerini yeniden biçimlendirdi. Modernleşme, devlete yeni bir dil kazandırmaktan ibaret değildi. Çocukların ne öğrendiğini, kimlerin kamu kurumlarında yer alabildiğini, yurttaşların hangi haklara sahip olduğunu ve ülkenin dünyaya nasıl temsil edildiğini etkiledi.
Ancak bu süreç ne sorunsuz ilerledi ne de bütünüyle demokratikti. Reformlar çoğu zaman merkezden yönlendirildi; tek parti yönetimi altında siyasal rekabet sınırlı kaldı. Cumhuriyet bazı imkânları genişletirken bazı alanları daralttı. Bu çelişki tarihin parçasıdır; yıl dönümü konuşmalarından çıkarılacak bir ayrıntı değildir.
Çelişki, Atatürk dönemindeki muhalefet partisi girişimlerinde açıkça görüldü. 1924’te kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 1925’te kapatıldı. 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ise siyasal gerilim ve olayların ardından aynı yıl kendini feshetti. İki parti de kalıcı ve rekabetçi bir çok partili sisteme geçiş sağlayamadı. Bu deneyimler, muhalefet arayışlarının varlığını ama siyasal alanın ne kadar hızlı daralabildiğini gösteriyor. Cumhuriyet ilan edilmişti; iktidar için istikrarlı bir demokratik yarış henüz kurulmamıştı.
Kadınların siyasal hakları, erken dönem reformlarının kapsamını ve hukuki değişimin sınırlarını birlikte gösteriyor. Kadınlar 1930’da belediye seçimlerinde seçme ve seçilme, 1934’te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandı. 1935 seçimlerinde kadınlar Meclis’te yer aldı. Dönemin uluslararası koşulları düşünüldüğünde bu adımlar önemliydi. Kadınların kamusal yaşamda söz ve temsil hakkı bulunan siyasal yurttaşlar olduğu kabul edilmişti.
Ancak tarihî bir hak, tek başına eşit etki, fırsat ya da güvenlik sağlamaz. Kadınların Meclis’e girmesi de yurttaşların iktidar için yarışan farklı ulusal yönetimler arasında tercih yapabildiği anlamına gelmiyordu. Bir reform hem tarihî hem de eksik olabilir. Cumhuriyet kapıları açtı, fakat herkesin bu kapılardan eşit koşullarda geçmesini güvence altına almadı.
Asıl dönüm noktası
İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok partili siyasete geçiş, bir başka önemli dönemeçti. Atatürk’ün ardından cumhurbaşkanı olan ve tek parti döneminde iktidar partisinin liderliğini yürüten İsmet İnönü, bu geçişte belirleyici rol oynadı. Dönüşüm, içerideki baskıların ve demokratik rekabetin uluslararası alanda daha fazla önem kazandığı yeni koşulların etkisiyle gerçekleşti. Süreç ne hemen tamamlandı ne de gerilimsiz ilerledi: 1946 seçimleri, yapılış koşulları nedeniyle eleştirildi.
1950 seçimi farklı bir dönüm noktası oldu. Demokrat Parti kazandı; İnönü’nün Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı bıraktı. İnönü sonucu kabul ederek iktidarı seçimle gelen rakiplerine devretti. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri ülkeyi yöneten parti muhalefete geçti. Bu barışçıl devir, Cumhuriyet tarihinin önemli bir demokratik kazanımıdır ve ilan kadar hatırlanmayı hak eder.
Bu, tek parti dönemini geriye dönük olarak demokratik kılmaz; geçişi de kaçınılmaz hâle getirmez. Siyasal tercihlerin önemini gösterir. İnönü, yenilgiyi devletin ya da partisinin tarihî rolüne karşı bir tehdit sayabilirdi. Bunun yerine iktidar seçim yoluyla el değiştirdi. Bu örnek bugün de önemini koruyor, çünkü böyle bir geçişin tekrarlanması kendiliğinden güvence altında değil.
Bugünün Türkiye’si
Cumhuriyet 103 yaşındayken Türkiye, bazıları pek çok ülkede görülen, bazıları ise kendi siyasal tarihine özgü baskılarla karşı karşıya. Siyasal kutuplaşma, görüş ayrılıklarını olağan karşılamayı zorlaştırıyor. Yürütme gücü merkezileşiyor. Yargı bağımsızlığı ve muhalefete yönelik uygulamalar hakkındaki kaygılar sürüyor. Gazeteciler ve eleştirel sesler baskı altında çalışıyor; barışçıl protestolar kısıtlanabiliyor. Bütün bunlar, yurttaşların kurumların kendilerini adil biçimde dinleyeceğine duyduğu güveni etkiliyor.
Ekonomi bu meseleleri gündelik hayatın parçası hâline getiriyor. Yüksek yaşam maliyeti; barınma, çalışma ve aile kurma kararlarını etkiliyor. Gençler ülkelerinde istikrarlı bir hayat kurup kuramayacaklarını tartıyor. Bazıları için yurt dışına gitmek siyasal bir tercih değil, iş ve güvenlik arayışının sonucu. Nitelikli ve girişken insanların kaybı, Türkiye’nin nasıl bir gelecek sunabildiği sorusunun da parçası.
Demokrasi yalnızca seçim yapılıp yapılmadığıyla ölçülmez. Yurttaşlar örgütlenebilmeli, haber yapabilmeli, eleştirebilmeli, hak arayabilmeli ve iktidar için yarışabilmelidir. Kurallar herkese tarafsız biçimde uygulanmalıdır. Eleştiri sadakatsizlik sayıldığında kamusal tartışma daralır. İnsanlardan yüksek sesle itiraz etmemeleri beklenirken resmî birlik çağrıları yapılmasında belli bir ironi var. Sessizlikle sağlanan birlik kırılgandır. Kalıcı birlik, insanların tartışabileceklerine, seçim kaybedebileceklerine, yeniden deneyebileceklerine ve yine de bu ülkenin parçası sayılacaklarına inanmalarıyla kurulur.
Geleceğin değil, bugünün yurttaşları
Gençlere sık sık “gelecek” deniyor. Bu, onları dinlemeyi ertelemenin hoş bir yolu. Gençler bugün yurttaş; güvencesiz çalışma, yükselen maliyetler ve kamusal yaşama katılımın önündeki engellerle karşı karşıyalar. Hak ve özgürlüklere ilişkin kaygıları, geçimlerini sağlama ve Türkiye’de bir hayat kurma sorularından ayrı değil. Demokratik özgürlükler istemekle güvenilir bir iş aramak arasında çelişki yok.
Gençler tek bir siyasal blok oluşturmuyor. Ancak birçoğu adalet, liyakat, özgürlük ve hayatlarını etkileyecek kararlarda anlamlı söz hakkı talep ediyor. Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini koruma ve ileri taşıma kararlılıkları önem taşıyor. Kurumları sorguladıklarında ya da adaletsizliğe itiraz ettiklerinde Cumhuriyet’in dışına çıkmıyorlar; onun nasıl bir düzen olması gerektiğine ilişkin tartışmaya katılıyorlar.
Kararlılık tek başına mahkemeleri bağımsızlaştıramaz, yaşam maliyetini düşüremez. Bu iradenin, inandırıcı programlar sunan siyasi partilerle, özgürce araştırma yapabilen medyayla ve hukuku tutarlı biçimde uygulayıp liyakate değer veren kamu kurumlarıyla buluşması gerekir. Gençler yalnızca cesaretlerinden ötürü övgü beklemiyor. Katılımın sonuç verebildiği, emeğin karşılık bulduğu bir ülkeye ihtiyaç duyuyorlar.
Cumhuriyet 103 yaşında bir kazanım ve sorumluluk olmaya devam ediyor. Ne bir akşam yemeği mucizesiyle kuruldu ne de tamamlanmış bir demokrasi olarak doğdu. Tarihinde cesur reformlar, başarısız muhalefet denemeleri ve sonunda seçimle gerçekleşen barışçıl bir iktidar devri var. Bu daha karmaşık, ama daha öğretici bir hikâye. Demokratik ilerlemenin siyasal tercihlerle gerileyebileceğini, gecikebileceğini ya da güçlenebileceğini hatırlatıyor.
Söz konusu ilkeler soyut değil: Millî egemenlik hesap verebilir yönetim gerektirir; laiklik vicdan özgürlüğünü korur; eşitlik gündelik hayatta hissedilmelidir; eğitim sorgulamayı desteklemelidir; hukuk siyasal nüfuzdan bağımsız uygulanmalıdır. Bu ilkeleri savunmaya kararlı gençler Cumhuriyet’i yalnızca devralmıyor. Onun demokratik vaadinin ilerleyip ilerlemeyeceğini de belirliyorlar.




