
Fatih Abiş, 09 KASIM 2025
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 01 Kasım 2025’te ATATÜRK Havalimanı Millet Bahçesi açılış töreninde; “Terör örgütünün silahlı unsurlarını ülkemizden çekmekte ve sınır hattından uzaklaştırmakta olduğunu, ilgili birimlerimizin sahadaki gelişmeleri anbean ve titizlikle takip ettiğini” söyledi.
Atılan adımlardan ve gelişmelerden kaynaklanan memnuniyetini dışa vuran Erdoğan’ın, sürecin planlara-mutabakata uygun ve olumlu ilerlediğine ikna olduğu anlaşıldı.
Öyle ki terörsüz Türkiye’den sonra “terörsüz bölge” menziline de ulaşmaktan bahsetti.
Sorun şu ki Erdoğan konuşmasında bu “terör örgütünün” adını zikretmedi.
“Terörsüz Türkiye” projesinin “örgüt” tarafında, alınması gereken çok daha fazla kritik karar ve atılması gereken adımlar var.
En başta, örgütün gerçek ve geniş kapsamlı organizasyonu ve markası uzun süredir “KCK”. Bu nedenle devlet, teknik ve hukuki gerekçelerle örgütün adının PKK/KCK olarak kullanımını benimsemişti.
KCK, açılımı Kürdistan Halklar Topluluğu, örgüt elebaşı Abdullah Öcalan tarafından kastedilen ve idealize edilen anlamı Kürdistan Demokratik Toplum Konfederalizmi şeklinde açıklanan bir örgüt üst yapısı. Ülke sınırlarına bakılmaksızın (yurt içine yurt dışında) Kürtlerin yönetimini üstlenen -henüz- devlet olmayan, hayali bir konfederal
devlet sistemi.
Kürtlerin demokratik-kültürel-manevi birlikteliği olarak tanımlansa da yasama, yürütme, yargı erkleri başta olmak üzere her türlü ayrıntısı kurgulanmaya çalışılmakta. Bu sistemde sözde yasama organı olan KONGRA-GEL, Türkiye temelli yapısı ve ideolojik merkezi PKK, Suriye’de PYD, Irak’ta PÇDK, İran’da PJAK başta olmak üzere birçok silahlı uzantı söz konusu.
Bu nedenle KCK sistemi içerisinde belki de küçük bir bölüm olan “PKK’nın” feshedildiğinin duyurulması yetersiz bir adım. KCK’nın tüm yapılarıyla dağıtılması şart. Bunu anlamak için bahsettiğimiz “KCK sistemine” bakmak yeterli.
Aksi taktirde örgütün tarihini bilenler için, bir fesihten ziyade “taktiksel dönüşüm” pratiği ile karşı karşıya olunduğu görülebilecektir.
Ancak örgüt, KCK sisteminden vaz geçerek yapbozu (puzzle) dağıtacak gibi gözükmüyor.
Sorun şu ki TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantılarıyla ilgili haberlerde, sorunun teknik adı PKK/KCK olmasına rağmen bu isim nedense hiç kullanmıyor.
Zaman zaman “PKK” çoğunlukla da “Örgüt” demekle yetiniliyor.
Halbuki Komisyonun dinlediği birçok kesim, terör örgütünün tüm uzantılarıyla feshedilmesine dikkat çekti.
Terörsüz Türkiye kapsamında Hükümetin dışişleri politikası, “örgütün, sınırımıza mücavir bölgeler ile Kandil, Sincar, Mahmur Kampı ve Süleymaniye başta olmak üzere Irak’taki varlığının sona erdirilmesi” olarak açıklandı.
Bu anlamda Hükümete yakın sahada; PKK’nın “2025 yılı sonuna kadar” devlet yetkililerinin gözetiminde bütün silahlarını bırakmasının, ardından Kuzey Irak’taki bütün kampları boşaltmasının beklendiği görülüyor.
“Terörsüz Türkiye” projesinin Hükümet tarafında, Komisyon çalışmaları dışında kamuoyuna yansıyan radikal bir hamle henüz görünmüyor. Bu hamlelerden biri örgüt iltisaklısı tutuklu-hükümlülerin, mahkemesi sürenlerin, yurt içi ve yurt dışında yargılanma potansiyeli olanların hukuken rahatlamalarının sağlanması.
PKK/KCK hali hazırda Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde hedef konumunu koruyor.
Projenin taraflarının bu konuda karar alınıp örgütün hedef konumundan çıkarılmasını gündeme getirip getirmediği hususu henüz karanlıkta.
Örgüt belli bir kıvama gelmeden Hükümetin bu konularda yasal düzenleme yapması zor gibi.
Ancak bir süredir bazı PKK’lı hükümlülerin tahliye süreçlerinin kolaylaştırıldığı bilgisi yansıyor.
9 yıldır cezaevinde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin DEMİRTAŞ’ın tutukluluğunun hukuki açıdan sorunlu olduğuna yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının kesinleşmesi nedeniyle, adli mekanizmanın anılan hakkında siyasi iktidarın tercihine denk gelen bir karar vermesi
de beklenebilir.
Örgüt elebaşı Öcalan’ın durumuyla ilgili alınacak karar ve tedbirler hakkındaki spekülasyonlar çok farklı. Cezaevi şartlarının daha da iyileştirilmesi, ev hapsi, tahliye, hatta TBMM’de konuşmaya kadar fantastik önermeler var.
Örgüt tarafından göstermelik miktarda silahların yakılması yeterli değil, tüm silahların en azından üçüncü bir tarafa teslim edilmesi şart. Bu faaliyetin 2025 yılı sonuna kadar gerçekleştirilmesi mümkün ancak örgütün doğası, angaje olduğu üst aklın beklentileri ve terörün mantığı gereği bu konuda samimi davranmaları beklenmemeli.
Projenin devamında, PKK terör örgütü üst düzey yöneticilerinin üçüncü ülkelere gönderilebileceği, örgütün herhangi bir silahlı eylemi tespit edilemeyen -belki de sicili temizlenecek- mensuplarının ise sivil hayata entegre edilmesine yönelik tedbirler alınabileceği konuşulanlar arasında.
Tabii burada insanların örgüte katılma sebepleri, örgüte ya da davalarına bağlılık durumları, başka yerlerde faaliyete katılıp katılmayacakları, Türkiye’de dönmek isteyecekleri bir ailelerinin, evlerinin, yakınlarının olup olmadığı gibi konuların iyi değerlendirilmesi, kaç örgüt mensubunun döneceğinin belirlenmesi yerinde olacaktır.
Bir de bu yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi halinde, sonraki süreçte terörün tanımını yapmak zorlaşacak, hangi faaliyetlere terör denilebileceği konusunda tereddüt ve çelişkiler yaşanması kaçınılmaz olacak.
Son yıllarda iyi düzeyde diplomatik ilişkiler kurulan Irak Hükümeti ile Barzani aşiretinin idaresindeki Irak’ın Kuzeyindeki Yerel Yönetim (IKYY), çalışmalara destek verip kolaylaştırıcı rol oynuyor gibi görünüyor.
Irak ile imzalanan su anlaşmalarının bu ilişkide payı büyük.
IKYY ise ABD’den de aldığı destekle, Irak’ta egemenlik olanaklarını artırdığı ve Suriye alanına yetki elde edebilmeye çok yaklaştığı için faaliyetlere katkı sunabiliyor.
Suriye hesabı dikkatle incelenmeli.
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında IKYY bayrağının kutlama, protesto gibi etkinliklerde sıklıkla ortaya çıkartılması da ayrı bir değerlendirme konusu.
PKK’dan 2004’te ayrılan, sözde yenilikçi ve diyalogcu görüşteki Yurtsever Demokrat Parti (PWD) üst düzey yöneticileri, dönemin mutabakatı çerçevesinde IKYY kontrolünde bir köyde zorunlu ikamete tabi tutulmuş olup düzenli olarak IKYY’den maaş verildiği yönünde bilgiler mevcut. Ancak örgütten aynı süreçte ayrılan alt düzey
kadroların sonraki yıllarda akıbeti belli değil. Örgüte dönmüş de olabilirler. PKK/KCK yöneticilerine de tercih edecekleri ya da “aşina oldukları” bir bölgede benzer şekilde zorunlu ikamet uygulanabilir mi? Yıllardır konforlu ikamet ve çalışma binaları yaptılar.
Örgüt elebaşlarından hangileri hangi Avrupa ülkesine yerleşmek istemektedir? sorularına net cevap bulmak şimdilik zor. Irak, İsveç, Norveç ülkelerinin zikredildiği olmuştu.
Irak’la sürdürülen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantıları kapsamında, 2023’ten itibaren gelişen süreçte, PKK’nın “ülkemizin, Irak’ın ve tüm bölgenin güvenliğine ve refahına ortak tehdit teşkil ettiği” hususu kayda geçirilmiş, daha sonra Irak PKK’yı “yasaklı örgüt” ilan etmiş, 2024’te iki ülke Savunma Bakanlarınca “Askeri, Güvenlik İşbirliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı” imzalanmasının ardından, 13 Nisan 2025’te iki ülke ortak sınamalara karşı “müşterek mücadele” etme yönünde kararlılığını duyurmuştu.
Bununla birlikte, PKK’nın Kuzey Irak'taki bütün kampları boşaltması da kısa vadede çok mümkün görünmüyor. Hele ki örgüt kırsal alan yapılanmalarının kış dönemi üslenmesine de geçildiğinden, kamplarda yoğunluk yaşanması beklenmelidir. Kuzey Irak’ta sınırımıza yakın mevkilerdeki kamplar kış üslenmesinde de kullanıldığı için bu kamplara alternatif bulunması gerekir. Bu aşamada üçüncü tarafın yani Irak Hükümeti veya IKYY’nin yer tahsisi ihtimali söz konusu. Bu tür bir tahsisin finansmanı gündeme gelmiş ise o da Türk Hükümeti veya ABD gibi bir mecradan talep edilmiş olabilir.
Böyle bir senaryonun hayata geçiriliyor olması durumunda, tahsis edilen yerlerde tesis, araç, lojistik gibi birçok ihtiyacın karşılanması icap eder, bu da yine zaman sorununu beraberinde getirecek.
Kaldı ki silah bırakma ve Türkiye’den çekilme adımları atılsa bile, ülke içinde eylem ve istihbarat gibi çeşitli maksatlarla yerleştirilmiş “hücre” yapıları ile bunların kontrolü altındaki olası patlayıcı madde ve silahların da bertaraf edilmesi elzemdir. En sorunlu konulardan biri bu. Hücrelerin kontrol dışında kalmaları, örgüt kararına uymayarak kendiliğinden eyleme geçmeleri gibi ihtimaller var.
Sonuç olarak, sürecin önceki ayakları, iktidarın kopuk girişimleri, örgütün mayası gereği silah bırakmaktan imtina etmesi ve üçüncü tarafların sabotajları nedeniyle kolay kırılmıştı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bir önceki girişim sürecinde devlet adına bu süreci yürüten kurumların neredeyse tamamının FETÖ’cülerin yönetiminde/onların etkisi altında olduğunu söyledi ve sürecin sonlanmasını buna bağladı.
Güncel projede ise; mesela Öcalan’ın örgüte yaptığı “silah bırak” çağrısı. Şartlarda ne gibi değişiklikler oldu da bu sefer karşılık buldu? Daha önce de çağrıları olmuş ancak beklenen reaksiyonu alamamıştı.
Diğer bir konu, Anayasa’daki Türklükle ilgili maddelere müdahale edilmesinin iktidara tepkilerin büyümesine yol açma ihtimali ziyadesiyle yüksek. Böyle bir çalışmaya hangi şartlarda gidilebileceğini yorumlamakta fayda var.
Tüm adımlar atıldıktan sonra, bu tür değişikliklerin-helalleşme mantığının (Öcalan’ın adli durumu ve PKK/KCK ile ilgili hukuki değişiklilerin yapılması hali) beraberinde getireceği sorunların başında gelmek üzere, örgütle ve ideolojisiyle mücadelede görev yapmış, yetkili konumlarda veya destek vermiş olan kişilerin kınanmaları hatta
yargılanmaları gibi bir sonuç yaşandığı görülüyor. Bizde de öyle olup olmayacağı merak konusu.
Abdullah Öcalan gibi en uç örnek için bile siyaset arenası önerirken diğer yandan her kesimden muhalif düşüncedekileri ve seçilmiş belediye başkanlarını tutuklamak, belediyelere kayyım atamak gibi çelişkilerse, demokrasi ve milli uzlaşı beklentileri açısından umut kırıcı.
PKK/KCK’nın ABD ve AB ülkelerinin önemli bir çoğunluğunun desteğine mazhar olmasının yanında, IKYY ve Suriye yönetimi ile anlaşma mesajları verirken, tabanını dönüştürecek şekilde ikna edip edemeyeceği de çok önemli.
Çünkü, PKK/KCK ideolojisi yaygın ve radikal bir Kürtçü ideoloji. Sadece üst mekanizma kararıyla, Kürt kökenli taban açısından bir anda vazgeçilemeyebilir. Bu ideolojiye dayalı bir örgüt, üst yönetim tarafından feshedilse bile alt kadroların bünyesinde toplanabilecekleri yeni mecralar arama olasılığı her zaman yüksektir.
Bu çerçevede cılız da olsa yeni radikal Kürtçü oluşumlar, eylem niyetlileri ve provokasyon aparatlarının türeyebilme olasılığı da var.







