NEW YORK KAPIYI ARALAYABİLİR, AMA KIBRIS HENÜZ İÇERİ GİRMEYE HAZIR DEĞİL

Yusuf KANLI

Holguín’in Guterres’i telefonla bilgilendirmesi, müzakereciler arasındaki esaslı temaslar ve Hristodulides’in müzakerelerin yeniden başlamasının ilan edilmesi yönündeki çabası ihtiyatlı bir beklenti yarattı. Ancak giderek aşınan güven, geçmiş yakınlaşmalara ilişkin çalışmanın henüz tamamlanmamış olması ve yeni sürecin kuralları konusundaki görüş ayrılıkları, diplomatik hareketliliğin gerçek bir ilerlemeye dönüşmesini hâlâ engelleyebilir.

Kıbrıs, hareketliliğin arttığı fakat netliğin hâlâ sağlanamadığı kritik bir diplomasi haftasına yaklaşıyor. María Ángela Holguín Cuéllar, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’i telefonla bilgilendirdi. Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk taraflarının müzakerecileri güven artırıcı önlemleri, yöntemi ve çözümün özüne ilişkin konuları ele aldı. Nikos Hristodulides ile Tufan Erhürman’ın, Guterres’le ayrı ayrı görüşmek ve muhtemel bir üçlü buluşmaya katılmak üzere New York’a gitmelerinden önce 17 Eylül’de yeniden bir araya gelmeleri planlanıyor.

Hristodulides, BM Genel Kurulu haftasında ulaşılmasını arzuladığı hedefi müzakerelerin yeniden başladığının ilan edilmesi olarak tanımlayarak beklentileri daha da yükseltti. Bu sözler, ivmenin korunması veya istişarelerin sürdürülmesi şeklindeki daha sınırlı ifadelerden önemli bir ileri adımı temsil ediyor. Ne var ki bu, böyle bir açıklama üzerinde şimdiden uzlaşıldığı anlamına gelmiyor.

Ortada henüz ortak bir metin yok. Hiçbir BM yetkilisi, Guterres’in resmî müzakereleri başlatmaya karar verdiğini doğrulamadı; Kıbrıs Türk tarafı da Kıbrıs Rum liderin kullandığı formülü benimsediğini açıklamadı. Hristodulides ulaşmak istediği hedefi tarif etmiş durumda. İki tarafın ve Birleşmiş Milletlerin aynı hedefe doğru ilerleyip ilerlemediği ise henüz belli değil.

Sekiz haftanın muhasebesi yapılacak

New York temasları, iki liderin Guterres’in temmuz sonundaki Kıbrıs ziyaretinden bu yana geçen yaklaşık sekiz haftada ne başardığının muhasebesi niteliğinde olacak. Guterres’in güven artırıcı önlemler, müzakere yöntemi ve Kıbrıs sorununun özüne ilişkin başlıklarda ilerleme çağrısında bulunduğu o ziyaretten bu yana liderler, 17 Eylül’de üçüncü kez görüşecek.

Hem Guterres hem de Holguín, yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısının düzenlenebilmesi için bu üç alanın tamamında ilerleme sağlanması gerektiğini açıkça ortaya koydu. Bu koşul, taraflardan herhangi birinin bir alandaki hareketliliği diğer alanlardaki durgunluğu örtmek için kullanmasını önlemeyi amaçlıyor. Birkaç sınırlı güven artırıcı önlem, müzakerelerin zemini üzerindeki anlaşmazlığın yerini alamaz. Benzer şekilde, siyasi ortam bozulmaya devam ettiği sürece yöntem konusunda varılacak mutabakat da kırılgan kalacaktır.

Şimdiye kadarki tablo karmaşık. Liderler düzenli olarak görüşmeyi taahhüt etti ve müzakerecileri BM’nin belirlediği üç kulvarın tümünde çalışma yürütüyor. Buna karşılık liderler düzeyindeki buluşmalardan ya oldukça sınırlı ortak ifadeler çıktı ya da hiçbir ortak açıklama yapılamadı. İki liderin 9 Eylül’deki görüşmenin ardından birbirinden belirgin biçimde farklı değerlendirmelerde bulunması, tarafların hâlâ birbirleriyle konuşmaktan çok birbirlerinin yanından konuştuğu izlenimini güçlendirdi.

Guterres, iki liderden temmuz ayından bu yana neler başardıklarını anlatmalarını bekleyecek. Somut bir sonuç üretmeyen yeni bir görüşme, garantör ülkeleri yeniden bir araya getirmesi veya resmî müzakereler için yeterli ortak zemin oluştuğunu ilan etmesi bakımından Genel Sekreter’e fazla dayanak sunmayacaktır.

Holguín yeniden diplomasinin merkezinde

Holguín’in önce New York’ta Guterres’le görüşmesi, ardından Kıbrıs’a gelmesi bekleniyordu. Zatürre olması her iki ziyareti de iptal etmesine yol açtı; ancak daha sonra Genel Sekreter’i telefonla bilgilendirdi. Hristodulides, görüşmenin yapıldığını ve Kıbrıs Rum yönetiminin ilk bilgilerden haberdar edildiğini doğruladı, fakat konuşmanın içeriğini açıklamaktan kaçındı.

Bu ihtiyatlı tutum, görüşmenin rutin takvim meselelerinden ziyade siyasi açıdan hassas değerlendirmeler içerdiğine işaret ediyor. Holguín, yeni bir genişletilmiş toplantı ve nihayetinde yapılandırılmış bir müzakere süreci için yeterli ortak zemin bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışıyor. Seyahat edememesi diplomatik takvimi aksattı, ancak yürütülen çalışmayı durdurmadı.

Holguín’in, sağlık durumunun elvermesi hâlinde 22-28 Eylül tarihleri arasında BM Genel Kurulu’nun üst düzey haftası için New York’ta olması bekleniyor. Hristodulides’in açıkladığı üzere, Kıbrıs Rum lider 24 Eylül’de Guterres’le görüşecek. Holguín’in New York’ta bulunması, Genel Sekreter’in iki Kıbrıslı liderle gerçekleştireceği istişareler bakımından bu nedenle özel önem taşıyor.

Temasların hangi formatta gerçekleştirileceği henüz kesinleşmiş değil. Holguín’in liderlerle ayrı ayrı mı yoksa birlikte mi görüşeceği, Guterres’in Hristodulides’in ihtimal dâhilinde gösterdiği üçlü buluşmayı gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği belirsizliğini koruyor. Yeni bir 5+1 toplantısı da henüz teyit edilmiş değil. Bununla birlikte, Holguín’in değerlendirmesinin, son temaslarda bir sonraki adımı haklı çıkaracak ölçüde ilerleme sağlanıp sağlanmadığı konusunda Guterres’in vereceği kararda önemli ağırlık taşıyacağı açık.

Holguín’in varlığı, her iki tarafın pozisyonlarını, beklentilerini ve psikolojik engellerini gerçekçi biçimde değerlendirebilen bir yaklaşım geliştirmiş olması nedeniyle özellikle önemli. Üzerinde uzlaşılmış kurallar ve yeterli siyasi hazırlık olmadan başlatılacak yeni bir açık uçlu müzakerenin, dikkatle yönetilecek sınırlı bir gecikmeden daha büyük zarar verebileceğinin farkında görünüyor.

Esaslı bir görüşme, ancak açıklanmış bir uzlaşı yok

Kıbrıs Rum müzakereci Menelaos Menelau ile Kıbrıs Türk müzakereci Mehmet Dana arasındaki son görüşme, tarafların artık yalnızca protokol konularıyla ilgilenmediğine dair sınırlı da olsa önemli bir işaret verdi. Esaslı olarak nitelendirilen görüşmede Guterres’in belirlediği üç alanın tamamı ele alındı.

Bununla birlikte, müzakerecilerin hangi başlıklarda yakınlaştığı veya görüş ayrılıklarının nerelerde sürdüğü açıklanmadı. Yeni geçiş kapıları konusundaki anlaşmazlığın giderildiğine, sınırlı bir mayın temizleme düzenlemesinde uzlaşıldığına veya başka bir pratik güven artırıcı önlem üzerinde anlaşmaya varıldığına dair teyit bulunmuyor. Önceki yakınlaşmaların nasıl korunacağı veya yeni müzakere sürecini yönetecek kurallar konusunda aradaki mesafenin daralıp daralmadığı da bilinmiyor.

Görüşmenin esaslı olarak tanımlanması yine de cesaret verici. Bu, tarafların en azından muhtemel bir sürecin mimarisini tartıştığını gösteriyor. Fakat bu mimarinin üzerinde uzlaşıldığı anlamına gelmiyor. Menelau ile Dana’nın ortak kararlar için hazırlık mı yaptığı, yoksa liderlerin New York’a taşıyacağı anlaşmazlıkları mı sıraladığı, 17 Eylül’deki liderler buluşmasında daha iyi anlaşılacak.

Hristodulides, tarafların yöntem konusunda birbirine nispeten yakın olduğunu ileri sürdü. Erhürman ise kamuoyu önünde daha ihtiyatlı davranarak güvenin sürekli aşınmasına dikkat çekti. İki liderin değerlendirmeleri arasındaki fark bile başlı başına anlamlıdır: Kıbrıs Rum lider bir müzakere sürecine ne kadar yaklaşıldığını vurgularken, Kıbrıs Türk lider böyle bir süreci sürdürebilecek siyasi ortamın korunup korunmadığını sorguluyor.

Geçmiş müzakerelerin henüz tamamlanmamış dökümü

Birleşmiş Milletler, önceki müzakere turlarında sağlanan yakınlaşmaların envanterini hazırlıyor. Çalışmayla, tarafların hangi konularda ortak noktaya yaklaştığının belirlenmesi ve gerçek yakınlaşmaların önerilerden, gayriresmî anlayışlardan veya hiçbir zaman karşılıklı kabul görmemiş fikirlerden ayrılması amaçlanıyor.

Bu envanter, tarafların önceki müzakerelerin tarihini kendi tercihlerine göre yeniden yazmasını önleyebilir. Ayrıca çözüm mimarisinin teknik unsurlarının önemli bölümünün zaten mevcut olduğunu ve yeni sürecin boş bir sayfayla başlamasına gerek bulunmadığını gösterebilir.

Ancak çalışmanın sınırları da en az potansiyeli kadar önemlidir. Belge henüz tamamlanmadı ve kendiliğinden bağlayıcı bir müktesep oluşturmayacak. Daha önce nelerin tartışıldığını açıklığa kavuşturabilir, fakat hangi anlayışların korunması gerektiğini tek başına belirleyemez. Bunun için iki taraf arasında siyasi bir uzlaşı gerekir.

“Her şey üzerinde anlaşılmadan hiçbir şey üzerinde anlaşılmış sayılmaz” şeklindeki geleneksel ilke, taraflara esneklik sağlamak amacıyla geliştirilmişti. Liderlerin kapsamlı bir paket tamamlanmadan kalıcı biçimde bağlanmaksızın uzlaşma seçeneklerini araştırabilmelerine imkân tanıyordu. Ancak süreçlerin defalarca başarısız olması ve liderliklerin değişmesiyle aynı ilke, daha önce ele alınmış ve büyük ölçüde sonuçlandırılmış meselelerin yeniden açılmasına da fırsat verdi.

Bu zorluk yeni değil. Nikos Anastasiadis ile Derviş Eroğlu, müzakerelerin nasıl yeniden başlayacağı üzerinde aylarca çalıştı ve sonuçta 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması ortaya çıktı. Alınması gereken ders bugün de geçerli: Taraflar bilinen bir çözüm çerçevesine bağlı olduklarını söyleseler bile başlangıç noktası, hedef ve kurallar konusunda anlaşmak başlı başına bir müzakereye dönüşebilir.

Hristodulides sürecin Crans-Montana’da bırakılan yerden devam etmesi gerektiğini söylüyor. Erhürman da önceki yakınlaşmaların korunmasında ısrar ediyor. Bu iki tutum ilk bakışta uyumlu görünüyor, ancak önemli sorular yanıtsız duruyor. Hangi anlayışlar yakınlaşma olarak kabul edilecek? Bunlar çalışma zemininin parçası hâline gelecek mi? Taraflardan biri bu konuları yeniden açabilecek mi? Bir başlıkta sağlanan yakınlaşma, başka bir başlıkta beklenen tavizlere bağlıysa nasıl ele alınacak?

Bir envanter tarihsel kaydı açıklığa kavuşturabilir. Ancak bu kaydı koruyacak siyasi iradenin yerini alamaz.

Erhürman’ın dört koşulu

Kıbrıs Türkü açısından temel mesele, müzakerelerin yeniden başlayıp başlamayacağından çok, yeni sürecin daha önce başarısız olanlardan yapısal olarak farklı olup olmayacağıdır. Kıbrıs Türkleri, siyasi eşitliğin söylem düzeyinde kabul edildiği, ancak etkili katılım ve karar alma mekanizmalarına dönüştürülmesi gerektiğinde tartışmaya açıldığı birçok sürece katıldı.

Erhürman bu nedenle birbiriyle bağlantılı dört koşul ortaya koydu. Siyasi eşitlik; etkili katılım, dönüşümlü liderlik ve belirlenmiş alanlarda Kıbrıs Türkü tarafının olumlu oyu gibi düzenlemelerle uygulamada teyit edilmelidir. Müzakereler takvime bağlı yürütülmelidir. Önceki yakınlaşmalar korunmalıdır. Son olarak, süreç taraflardan birinin üzerinde uzlaşılan zemini terk etmesi nedeniyle çökerse taraflar hiçbir şey olmamış gibi değişmeyen statükoya geri dönmemelidir.

En zorlu konu dördüncü koşuldur. Hristodulides siyasi eşitliği, yakınlaşmaların korunmasını ve sürecin açık uçlu olmamasını kabul ettiğini söylüyor, ancak yeni bir başarısızlığın sonuçlarının önceden belirlenmesine karşı çıkıyor.

“Sonuçlar” ifadesi otomatik tanınma, bölünmenin kabulü veya iki egemen devlet anlamında yorumlanırsa Kıbrıs Rum itirazı anlaşılabilir. Fakat bu kavramın tek yorumu bu olmak zorunda değildir. Sonuçlar; üzerinde uzlaşılmış bir gözden geçirme mekanizmasını, sürecin çöküşündeki sorumluluğa ilişkin resmî bir BM değerlendirmesini, Kıbrıs Türklerini gereksiz yere tecrit eden uygulamaların kademeli biçimde kaldırılmasını veya üzerinde uzlaşılmış sürece bağlılığın sürdürülmesine göre devreye girecek teşvikleri içerebilir.

Başarısızlığın ardından ne olacağı konusunda herhangi bir anlayış bulunmayan takvimli bir süreç, içi boş bir mekanizmaya dönüşebilir. Taraflardan biri, sürenin sonunda statükonun kendiliğinden geri geleceğinden emin olarak takvimin dolmasına izin verebilir. Güvencelerin amacı nihai çözümü önceden belirlemek değil, uzlaşmayı teşvik etmek ve engellemeciliği caydırmak olmalıdır.

Güven ayrı bir bölmeye kapatılamaz

Kısa vadede en büyük engel anayasal başlıklardan çok müzakere odasının dışında aşınan güven olabilir. Erhürman, Kıbrıs Türklerinin kültürel ve sportif faaliyetlerinin iptal edilmesine veya engellenmesine, uluslararası akademik görünürlük konusundaki tartışmalara, mülkiyet davalarına ve Kıbrıs Türklerinin dışlandığı bölgesel girişimlere defalarca dikkat çekti.

Kıbrıs Rumları ise aynı ortamı farklı bir pencereden değerlendiriyor. Kuzeydeki mülk işlemlerini, Maraş’taki gelişmeleri ve Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik taleplerini, müzakerelerden söz edilirken bölünmenin de pekiştirildiğinin kanıtı olarak gösteriyorlar.

Dolayısıyla her iki taraf da diğerinin sahadaki koşulları değiştirdiğine inanarak masaya oturuyor. Bu durum yıkıcı bir çelişki yaratıyor: Liderler çözüme hazır olduklarını açıklarken başka alanlarda atılan adımlar, müzakere için gerekli güveni sürekli azaltıyor.

Kültürel, gençlik ve spor faaliyetlerinin engellenmesi özellikle zararlıdır. Çünkü bu adımlar, uzlaşmaya toplumsal desteğin gelecekte oluşabileceği kesimleri doğrudan etkiliyor. Bu uygulamalar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası statüsünü korumak gerekçesiyle savunulabilir. Ancak pratikte, Kıbrıs Rumlarının bütün adayı uluslararası alanda temsil ederken Kıbrıs Türklerine etkili bir söz hakkı vermek istemediği algısını güçlendirebilir.

Bu nedenle güven artırıcı önlemler siyasi sürecin süsü değildir. Tarafların her pratik konuyu tanınma tartışmasına dönüştürmeden işbirliği yapıp yapamayacağının doğrudan sınavıdır.

Geçiş kapıları sınavı

Yeni geçiş kapıları üzerindeki tartışma bu zorluğu açıkça ortaya koyuyor. Kıbrıs Türk tarafı Haspolat–Pyroi, Akıncılar–Lurucina ve Erenköy–Kokkina önerilerini daha geniş bir paketin unsurları olarak değerlendiriyor. Kıbrıs Rum tarafı ise Athienou–Pyroi–Aglantzia bağlantısını bütünleşik bir koridor olarak görüyor ve siyasi ya da stratejik açıdan ilgisiz kabul ettiği ilavelerden kaçınıyor.

Her iki yaklaşım da teknik olmanın ötesindedir. Taraflar geçişleri ulaşım ihtiyacı kadar bölgesel erişim, güvenlik, siyasi sembolizm ve statü kazandırma ihtimali üzerinden değerlendiriyor. Toplumları yakınlaştırması amaçlanan önlemler böylece yumuşatmaları gereken anlaşmazlığın içinde sıkışıp kalıyor.

Bir uzlaşmanın bütün geçiş önerilerini aynı anda sonuçlandırması gerekmeyebilir. Ancak sıralamanın paketin geri kalanını kalıcı biçimde gündemden düşürmek için kullanılmaması koşuluyla üzerinde uzlaşılmış bir aşamalandırma benimsenebilir. Haspolat–Pyroi konusunda ilerleme sağlanması ve diğer geçişlerin incelenmesine yönelik bir takvimin belirlenmesi, liderlerin diyaloğu icraata dönüştürebildiğini Guterres’e gösterebilir.

Sınırlı bir mayın temizleme düzenlemesi veya acil durumlara yönelik sivil koruma mekanizması da başka bir pratik açılım sağlayabilir. Girne açıklarındaki feribot faciası ve adada tekrar tekrar yaşanan yangınlar, kapsamlı çözümü beklemeden insanların hayatını koruyacak işbirliğine duyulan ihtiyacı ortaya koydu. Bu tür düzenlemeler hem insani değer taşıyacak hem de ortak hareket alışkanlığının oluşmasına yardımcı olacaktır.

Bölgesel saat de işliyor

Kıbrıs sorunu artık durağan bir Doğu Akdeniz ortamında ele alınmıyor. Enerji ortaklıkları, deniz yetki alanı anlaşmazlıkları, savunma işbirlikleri ve rakip bölgesel yapılanmalar adayı Türkiye, Yunanistan, İsrail, Mısır, Avrupa Birliği ve ABD’yi içine alan daha geniş bir stratejik rekabetle giderek daha fazla ilişkilendiriyor.

Kıbrıs Rum tarafının bölgesel güvenlik ve enerji düzenlemelerine katılması, Lefkoşa’da uluslararası alanda tanınmış bir devletin egemen faaliyeti olarak sunuluyor. Kıbrıs Türkleri ise sistemli biçimde dışlanmalarını, Kıbrıs Rumlarının kendilerine anlamlı bir rol vermeden bütün adayı temsil etme niyetinin kanıtı olarak görüyor.

Türkiye de Kıbrıs’ı giderek deniz yetki alanlarını, enerji güzergâhlarını, AB ile ilişkileri ve bölgesel güvenliği kapsayan daha geniş bir Doğu Akdeniz dengesinin parçası olarak ele alıyor. Bu durum, Kıbrıs’ın daha geniş bir jeopolitik pazarlıkta kullanılabileceğine ilişkin meşru kaygılar doğuruyor. Ancak sorunun Türkiye’nin güvenlik rolü ve adanın çevresindeki dış denge ele alınmadan çözülebileceğini düşünmek de aynı ölçüde hatalı olur.

Sürdürülebilir bir çözüm, Kıbrıs Rumlarına Türkiye’nin bölgesel ağırlığının adaya hâkim olmayacağı güvencesini verirken Kıbrıs Türklerine de Kıbrıs Rumlarının sayısal üstünlüğü, AB üyeliği ve uluslararası tanınmışlığı nedeniyle korunan bir azınlığa indirgenmeyecekleri konusunda güvence sağlamalıdır.

Bunun için eski terminolojiyi tekrar etmek yeterli değildir. Siyasi bakımdan eşit iki kurucu devleti çok gevşek federal-konfederal bir çatı altında buluşturacak bir düzenleme, tek uluslararası kimliği ve ortak AB ile BM temsilini korurken geniş iç yetkileri iki toplumun elinde bırakabilir. Dönüşümlü liderliğe, dengeli bir bileşime ve kararlar için en az bir Kıbrıs Türkü üyenin olumlu oyuna dayanan başkanlık konseyi, sınırsız çoğunlukçuluktan daha inandırıcı bir ortaklık modeli sunabilir.

Yol gösterici ilke, anayasal bütünleşmeden önce işbirliği olmalıdır. Kurumlar ancak işleyen ortak hareket alışkanlıklarının üzerine inşa edildiklerinde yaşayabilir.

New York’tan ne çıkabilir?

New York’ta birkaç farklı sonuç ortaya çıkabilir. Guterres, liderlerin temaslarından memnuniyet duyduğunu açıklayarak yapılandırılmış istişarelerin sürdürülmesini isteyebilir. Yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı düzenleyebilir. Takvime bağlı müzakereler için yeterli ortak zemin oluştuğunu ilan edebilir. En iddialı sonuç ise kapsamlı sürecin zeminini, yöntemini, yakınlaşmaların nasıl ele alınacağını ve güvencelerini belirleyen ortak bir liderler anlayışının ortaya çıkması olacaktır.

Mevcut işaretler, kapsamlı müzakerelere derhâl dönülmesinden çok ara bir sonuca ulaşılabileceğini gösteriyor. Guterres’in zemini tartışmalı, açık uçlu ve ilk aşaması geçmiş görüşmelerin nerede kaldığı konusundaki anlaşmazlıklarla geçecek bir süreci ilan etmesi pek olası görünmüyor. Buna karşılık, yeni bir genişletilmiş toplantı düzenlemek veya müzakerelerin yapılandırılmış hazırlıklarını başlatmak için yeterli hareketlilik oluştuğuna karar verebilir.

Daha güçlü bir açıklamanın inandırıcı olabilmesi için 17 Eylül’deki liderler görüşmesinden küçük fakat anlamlı bir paket çıkması gerekir. Geçiş kapılarında veya başka bir pratik güven artırıcı önlemde ilerleme sağlanmalı; yakınlaşmalar envanterinin tamamlanması ve kullanılması için ortak bir yöntem belirlenmeli; siyasi eşitlik ve etkili katılım teyit edilmeli; bilinçli engellemeciliği ödüllendirmeyecek, takvime bağlı bir sürecin ana hatları oluşturulmalıdır.

Bu adımların hiçbiri nihai çözümü önceden belirlemez. Ancak birlikte ele alındıklarında, yeni sürecin öncekilerden daha disiplinli ve daha iyi hazırlanmış olacağını gösterebilirler.

İlan edilmeye değer bir süreç

Diplomatik fırsat penceresi yalnızca iki toplumun sabrı tükendiği için değil, uluslararası koşulların yakında değişebilecek olması nedeniyle de daralıyor. Guterres görev süresinin sonuna yaklaşıyor. Halefinin Kıbrıs’a benzer ölçüde ilgi göstereceğinin veya Holguín’in deneyimine, kararlılığına ve gerçekçiliğine sahip bir kişisel temsilci görevlendireceğinin hiçbir garantisi yok.

Bu aciliyet, hazırlıksız bir açıklamaya değil, ciddi bir hazırlığa yol açmalıdır. Kötü tasarlanmış bir süreç kısa sürede çökebilir, kamuoyundaki inançsızlığı derinleştirebilir ve müzakereye dayalı ortak yaşamın mümkün olmadığını savunan çevreleri güçlendirebilir.

Hristodulides’in müzakerelerin yeniden başlamasının ilan edilmesini sağlama hedefi olumludur. Fakat bu açıklamanın değeri, altında ne bulunduğuna bağlı olacaktır. Erhürman’ın koşulları, müzakerelerden kaçınmak için ileri sürülmüş mazeretler olarak değil, görüşmeleri anlamlı kılmayı amaçlayan güvenceler olarak ele alınmalıdır. Kıbrıs Türk tarafı da bu güvencelerin aşılması imkânsız bir eşik değil, uygulanabilir düzenlemeler hâline getirilebileceğini göstermelidir.

Holguín’in Guterres’i bilgilendirmesi, New York’ta bulunacağı beklentisi, müzakerecilerin esaslı görüşmesi ve 17 Eylül liderler buluşması, uzun zamandır görülen en önemli diplomatik diziyi oluşturuyor. Bunlar dikkatli bir iyimserliği hak ediyor, ancak erken bir kutlamayı değil.

Zaman daralıyor, fakat tek düşman zaman değil. Daha kalıcı tehditler; birbiriyle uyuşmayan beklentiler, azalan güven, bölgesel rekabet ve yeni bir başarısızlığın herkesi hiçbir siyasi bedel ödenmeden eski pozisyonlarına döndüreceği inancıdır. Bu sorunlarla yüzleşilmezse New York’tan bir kez daha özenle kaleme alınmış bir vaat çıkabilir. Yüzleşilirse, nihayet ilan edilmeye değer bir sürecin kapısı aralanabilir.

Yayınlanan tüm makale ve yorumların yasal sorumluluğu yazarlarına aittir. Başkent Ankara Strateji Enstitüsü, bu içeriklerden dolayı herhangi bir sorumluluk kabul etmez.
Etiketlendi:

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız