Engin ÖKTEM, BASE Başkanı
Türkiye, 2011 de “stratejik derinlik” diye Suriye macerasının içine atladı da gelinen noktada hedeflediği amaçlara ulaşabildi mi, beklentilerini elde edebildi mi?
Suriye’nin bugün ki Devlet Başkanlığı koltuğuna düne kadar dünyanın terörist olarak tanımladığı ve başına onlarca milyon dolar ödül konan bir ismin oturtulduğunu biliyoruz.
Suriye Devleti’nin en üst görevlerine yine terör örgütü olarak tanımlanan PKKnın Suriye kolunun, sözde PKK ile hiçbir bağı olmayan ve terörist olmadığı iddia edilen SDGnin yöneticilerinin getirildiği, SDGnin Suriye devletine ortak edildiği de bilinmektedir.
Diğer taraftan, yeni Suriye Devletinin, Doğu Akdeniz’de çıkarlarımız aleyhine faaliyetlerde bulunan Fransa’ya, Suriye’deki liman işletmeleri konusunda imtiyazlar tanıdığı da bir başka bilinendir.
Yukarıda belirtilenler değerlendirildiğinde en baştaki soruya ne kadar olumlu cevap verilebilir değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Şimdi de, yanlış bir zamanlamayla dahil olunan ve imzalanan, bizi tarafı olmadığımız bir savaşın içine sokması muhtemel olduğunu değerlendirdiğimiz, Mekke İttifakı Anlaşması ile diğer komşumuz İran ile ilişkilerimizi geriyoruz.
Bunlara ilaveten son günlerde “iki devlet tek millet” şeklinde sloganlaştırılan kardeş Azerbaycan ile hiç anlamlandıramadığımız bir gergin süreç yaşıyoruz.
Hepimizin bildiği gibi, ülkemiz, bir süredir BM/UNFCCC koordinatörlüğünde uluslararası önemli bir organizasyon olan COP 31 toplantılarına ev sahipliği yapmak üzere hazırlık içinde bulunmaktadır.
09-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek COP 31 toplantıları çerçevesinde 11-12 Kasım tarihlerinde de Liderler Zirvesi yapılması planlanmıştır.
Açık kaynaklarda ifade edildiği ve ilgililerin kendi açıklamalarından anlaşıldığı üzere, söz konusu Liderler Zirvesine GKRY Lideri Nikos Hristodulidis de davet edilmiştir.
Kuşkusuz bu davet için ev sahibi Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili ve yetkilileri ile görevli kurumları gereken hassasiyeti göstermiştir diyerek şu soruların cevaplanarak konunun açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirilmektedir:
Nikos Hristodulidis bahse konu zirveye GKRY Lideri olarak mı, yoksa Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak mı davet edilmiştir?
Toplantı süresince kendisi hangi unvan ile tanımlanacak, sunulacak ve gerek basılı gerek dijital metin ve belgelerde hangi unvanla yer alacaktır?
Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak davet edilmiş ve belgelerde böyle anılacaksa, bu Türkiye’nin zımni olarak Kıbrıs Cumhuriyetini tanıdığı ve bu konudaki GKRY, Yunanistan ve AB tezlerini kabul ettiği anlamına gelmeyecek midir? Bunun muhasımlar tarafından bu şekilde kullanılmasının önüne geçilebilecek midir?
Bu zımni kabul, KKTC açısından ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından yıllardır sürdürülen politikalar bakımından nasıl okunmalı/anlaşılmalıdır? Bir geri adım mı söz konusudur?
Yoksa Türkiye yıllardır Suriye konusuna angaje edilmişken, Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’nde çoktan bir takım tavizlerin verilmiş olması ve üzerinde uzlaşılan mutabakatlar mı söz konusudur?
Türkiye ve KKTC toplumu Suriye ve benzeri başka konularla meşgulken/meşgul edilirken görünmeyen heybedeki turp bu mudur?
NOT: COP31 Dünya Liderleri Zirvesi’nde Türkiye, ev sahibi ülke olarak liderlerin diplomatik daveti ve ağırlanmasında temel role sahiptir. BM/UNFCCC ise konferansın kurumsal organizasyonunu, kayıt ve akreditasyonunu ve resmî katılım düzenlemelerini yürütür. BM Genel Sekreteri’nin zirveye yönelik diplomatik rolü de bu çerçevede bulunabilir.
Ev sahibi ülkenin liderleri davet etmesi, zirvenin diplomatik protokolündeki temel uygulamadır. COP31’de Türkiye Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştirilecek Dünya Liderleri Zirvesi için de Türkiye’nin bu rolü bulunuyor.
Ancak burada bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir: Bir ülkenin COP31’e resmî taraf olarak katılmasıyla, o ülkenin devlet veya hükûmet başkanının özel liderler programına katılması aynı şey değildir.
COP31’e ülke delegasyonu olarak katılım: UNFCCC’nin resmî kayıt ve akreditasyon sistemi üzerinden yürütülür.





