Bazen en sonda söylenecek sözü en başta söylemek gerekir. Çünkü her anı, yaşanacak her şeyi bu gözle görmek gerekir. Konu Atatürk ve Türkiye Cumhuriyet olunca bu husus çok daha büyük bir önem kazanır.
Hayatımız dönüm noktaları ile doludur. Her bir dönüm noktası büyük veya küçük bir karar anıdır. İşe bu kararları alırken ne kadar çok değişken ve veri kullanırsak, ne kadar çok alternatif hal tarzı üretirsek o oranda iyi ve sürdürülebilir bir karar vermiş oluruz.
Atatürk’ün hayatını ve aldığı kararlardaki doğruluğunu incelediğimizde, bize emanet ettiği eserlerin maruz kaldığı saldırılara karşı, hala dimdik ayakta kaldığını ve bir rehber niteliği taşıdığını görürüz. Onun en büyük eserim dediği “Türkiye Cumhuriyeti” 102 yıldır tüm saldırılara, sayısız ihanete, bitip tükenmek bilmeyen hainliğe, müstevilerin siyasi çıkarlarını gözeten şahsî menfaat düşkünlerine rağmen hala ayakta durmakta ve geleceğe ilişkin umutlarımıza ışık tutmaktadır. Atatürk gibi düşündüğümüz sürece de cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır.
Atatürk gibi nasıl düşünebiliriz? Bu söylemesi kolay olsa da uygulaması fedakârlık gerektiren, yüksek bilinç isteyen bir kavramdır. Memleketin işgal altında olduğu, saltanatın işleri oluruna, meşruiyetlerini dünya sisteminin aktörlerine bıraktığı bir dönemde, Atatürk baba ocağını bir daha görememek uğruna 1919 yılında silah arkadaşları ile birlikte dünya tarihinin en şanlı meşruiyet mücadelesine başlamış ve sonuçta Türkiye Cumhuriyetini halktan aldığı destekle ilan etmiştir.
En bilinen ve kısa tanımı ile cumhuriyet; halkın kendi kendini, seçtiği yöneticiler eli ile yönetmesidir. Ancak, bu tanım yeterli midir? Tabi ki yeterli değildir. Zira adının başında cumhuriyet olan birçok ülke otokratik yöntemler ile yönetilmekte, evrensel anlamda bilinen cumhuriyet kavramının nimetlerinden faydalanmamaktadır. Cumhuriyetin uygulanabilmesi için demokrasi, yani halkın egemenliğinin esas olduğu bir yönetim şekli gerekmektedir.
Atatürk halkın egemenliği esası üzerine dayalı bir sistem kurmuş ve bunun temel şartının halkın eğitim ve öğretim seviyesinin, sosyo-kültürel yapısının geliştirilmesi ve ekonomik bağımsızlığının elde edilmesinden geçtiğini görmüş ve her alanda inkılaplar/devrimler yapmıştır.
Gerek askeri alanda ve gerekse de devlet yönetimi alanında, kendi ifadesi ile ilhamlarını gökten ve gaipten almamış, bilakis doğrudan hayatın kendisinden, okuduğu kitaplardan, harp meydanlarından, memleketin fakrı zaruret içinde çırpınışlarından kısaca hayatın kendisinden almıştır. Bulgaristan’da askeri ataşe görevinde izlediği Karmen operası sonrası, “balkan savaşını neden kaybettik şimdi çok daha iyi anlıyorum, Bulgarlar ne vakit sanatçı yetiştirdiler de opera için bina yaptılar?” der.
Atatürk’ü; onun cumhuriyet idealini anlamak için onun doğduğu zamana, jeopolitik duruma bakmak gerekir. Çocuk Mustafa Kemal dünya sisteminin hasta adam olarak gördüğü Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında görülen ancak, her geçen gün ondan kopan balkanlarda büyüdü. Bu kopuş bir koparılıştan öte ekonomik ve sosyal hayatta sanayileşmeye başlayan dünyanın gerçeklerine uzaklıktan ve kötü yönetimden kaynaklanıyordu. Genç Mustafa Kemal o zamanlardan itibaren, yıllar sonra literatüre giren sebep-sonuç ilişkisi içerisinde mevcut durumu muhakeme etmeye ve evrensel değerlerde nasıl fark yaratabileceğine odaklandı. Öğrencilik yıllarında arkadaşları ile mevcut durum üzerine yaptığı sohbetlerde hayalinde canlandırdığı cumhuriyet fikrini her zaman canlı tuttu.
Atatürk, “kalkın, büyüğünüz geliyor!” dedirtecek bir askeri strateji sahibiydi. Şunu çok iyi biliyordu ki stratejiniz yoksa taktik alanda başarılı olmanız çok zor, hatta mucizelere bağlıdır. Ancak, stratejiniz varsa taktik alanda başarı olasılıklara bağlı değildir. Askeri bir stratejist olarak başta muharebe alanlarında olmak üzere harp prensiplerini yerinde ve zamanında uyguladı. Cumhuriyet kurulduktan sonra da aynı esaslarda cumhuriyeti ileriye taşıdı. Kuvvet tasarrufu yaptı, sıklet merkezini uyguladı, başarıdan faydalandı, hedefe odaklandı, esnek davrandı. Gökten veya gaipten gelen bilgi ile değil doğrudan hayattan aldığı bilgileri kullandı. Cumhuriyeti öyle bir kaya zemine oturttu ki bugün yıkmaya çalışanlara inat güçlenerek devam ediyor.
Atatürk fikirlerini doktrine etmedi, edilmesine de izin vermedi bunu yerine kurtuluş mücadelesini günü gününe kalem alarak NUTUK adıyla meşruiyetini aldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okuyarak içinde bulunulan durum ve gidişata bakılmaksızın nasıl yapacağımızı bizlere gösterdi. İhtiyacımız olan kudret ise onun ifadesiyle damarlarımızda akan asil kanda mevcut.
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” Derken bize bıraktığı en büyük miras Türkiye Cumhuriyetinden sonra “Atatürk Gibi Düşünmektir.”
Umutsuz olmayacağız.
Kemal KARA





