
Fatih Abiş, 07 KASIM 2025
PKK/KCK terör örgütü yıllardır sosyoekonomik ve psikolojik etkileri kapsamında ülkeyi içeriden ve dışarıdan zorluyor.
Bu meselenin çözümüne yönelik beklenti ve niyetler, iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Parti Programı’nda da yer alıyor.
AK Parti eliyle 2005 yılından beri kesintili olarak yürütülen süreç, 10 Temmuz 2014’te kabul edilen 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ile 30 Eylül 2014 tarihli 2014/6833 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde hukuki temel de kazanmıştı.
Uzun yıllar çözüm süreci, açılım süreci, demokratik açılım veya Kürt açılımı isimleriyle anılan ve son girişimlerden de sonuç alınamayan bu kapsamdaki faaliyetler, bir süre kesintiye uğramıştı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 2024 yasama yılı açılışından itibaren ise yeni bir faaliyetin başlatıldığı anlaşılmıştı.
Bunun yeni bir çözüm süreci değil de yasal dayanaklarıyla yürüyen bir iktidar politikası olduğunu ve devamlılık arz ettiğini daha önce değerlendirmiştik. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ekim 2024’te “Meseleleri terör dışı
yöntemlerle ortadan kaldırmaya ise her zaman varız… Yeni anayasa çağrımız da bunun içindir. Türkiye’nin ayağına darbecilerin taktığı prangaları söküp atmanın yolu kapsayıcı, adil, sivil, özgürlükçü bir anayasa yapmaktan geçiyor.” diyerek, terörün bitmesini yeni bir anayasa yapmaya bağlamış, halbuki 177 maddelik Anayasa’nın
134 maddesini AK Parti değiştirmişti.
Bu değişim-dönüşüm mantığı, “tabu” niteliğindeki ilk dört maddeye dokunmaya niyet edildiğini düşündürmekteydi.
İktidara tam destek veren ve sürpriz çıkışları maksat-fayda ilişkisi açısından tartışılan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024’te TBMM’de yaptığı konuşmada “…geçmiş ile geleceği yeniden inşa, yeni baştan ihya sorumluluğu tarihin bugünkü mühim sahnesinde sanıyorum omuzlarımıza binmiştir.” ifadelerini kullanarak zamanlaması düşündürücü olan bir inisiyatifi ortaya koymuş; “Ancak silah ve şiddet karşısında toplumun boyun eğdiğini göstermek ne kadar yanlış ise, terörü yaratan ortamın iyileştirilmesi amacıyla demokratik adımları atmaktan imtina edilmesi o ölçüde hatalıdır.” derken demokrasi iddiasıyla aniden gelen bu motivasyonun kaynağı merak edilmişti.
Daha önce terör sorunlarına ilişkin benzer ifadeler kullanıldığı görülmekle birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan 25 Ekim 2024’te, Bahçeli ise 26 Ekim 2024’te yaptığı konuşmada Terörsüz Türkiye hedeflerinden bahsetmişti.
Aslında Bahçeli; 24 Ağustos 2024’te yazılı basın açıklamasında “57 DEM milletvekilinin maaşı ve bu terör yuvasına ödenecek Hazine yardımı derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmalıdır.”; 01 Ekim 2024’te TBMM’deki konuşmasında “Devşirilmiş ve DEM’lenmiş fosillere meydanı boş bırakmayacağız.” da demişti, küresel projelerden bahisle “Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ilkeleri ve kuruluş iradesi üzerinde tahribat ve oynamalara heves edilmesin.” de. Zaten gel-git fikirleri ve birbirine zıt açıklamalarıyla tanınan bir siyasetçiydi.
Terörsüz Türkiye ifadesinin Hükümet tarafının Ekim 2024’ten sonraki konuşmalarında sloganlaştırıldığı, iktidarın inisiyatifinde yeni bir çalışmanın sürdürüldüğü ortaya çıkmıştı.
Cumhur İttifakı’nın çıkışlarına Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in yaklaşımı da “El yükseltiyorum Devlet Bey. Kürtlere bir devlet teklif ediyorum… Biz kurucu parti olarak buradayız, her şeyi hep birlikte yapmayı teklif ediyoruz. Hodri meydan. sözleriyle maksadını doğru anlatamamak olmuştu.
CHP çok keskin ve ters bir tavır takınmamış, soruna TBMM içinde çözüm aranmasına, sürecin şeffaf şekilde yürütülmesine ayrıca şehit ve gazi yakınlarının rızasının alınmasına vurgu yapmıştı.
Hükümetle aynı yönde düşünmeyenlerden Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 05 Ocak 2025’te “Abdullah Öcalan çıkacak ve affedilecek, affı karşılığında PKK’ya silahı gömün diyecek ve PKK da terör eylemlerini sona erdirecek ve gömecek. Bu büyük bir yalan. Dünya tarihi boyunca, hiçbir terör örgütü bu şekilde silahlarını gömüp, teröre son vermez… Sürecin şu noktasına, bu noktasına değil, biz sürecin kendisine karşıyız ve açıkça da söyledik, bu süreci baltalayacağız diye.” şeklinde görüş bildirmiş ancak hakkında başlatılan soruşturma kapsamında 21 Ocak 2025’te halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek suçundan tutuklanmış, yaklaşık 5 ay sonra tahliye edilmişti. Bir süredir muhalif çıkışlarını daha dikkatli yapmakta.
Yapılan çalışmaların güvenle sürdürülmesi biraz da üçüncü ülkelerin müdahalelerini bloke etmeye ve sınır bölgesini sağlama almaya bağlıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Ocak 2025’te “… Kandil’le ülkemiz arasında sarsılmaz bir duvar ördük… Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör kuşağını dört yerden kırıp attık. Böylece bölücü terör örgütünün emperyalist efendilerinin himayesinde Türkiye’yi güneyden çevrelemesine izin vermedik…. Şimdi kendilerine yeni patronlar arıyorlar.” diyerek sınırların tutulmasına yönelik elde edilen başarılara dikkat çekmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Ocak 2025’te “Türk-Kürt-Arap demeden 85 milyonun tamamının kazandığı bir iklimi tesis edeceğiz.” diyerek çalışmalara/gayretlere destek vermişti.
Zamanla bu yönde adımlar atılmış, temaslar ilerletilmiş, cezaevinde bulunan örgüt elebaşı Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025’te örgütüne silah bırakma çağrısı yapmıştı.
PKK’nın 12. Kongresi 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde toplanmış, PKK’nın resmen feshedildiği ilan edilmişti.
Örgüt, Avrupa’da yayınladığı ideolojik aparatı Serxwebun dergisini de Haziran 2025’te kapatmıştı.
PKK’nın 11 Temmuz 2025’te aldığı silah bırakma kararı, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Hülya Oran öncülüğündeki 30 kişilik sözde Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun katıldığı törende silah yakma şovu ile duyurulmuştu.
Ertesi gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti, MHP ve DEM Parti olarak bu yolda birlikte yürümeye karar verdiklerini” açıklamıştı.
Halbuki, aynı hükümet defalarca “örgütü, yurt içinde bitme noktasına, yurt dışında etkisiz duruma getirdiklerini” izah etmişti. Demek ki denkleme yeni bir girdi olmuştu.
Bu gelişmeler yaşanırken örgüt üst yöneticilerinin, zaman zaman sürece ters düşen ancak geneli kamuoyunu yönlendirmeye yönelik, bir kısmı da taktiksel açıklamalar şeklinde yorumlanabilecek açıklamaları basına yansıyordu.
Ağustos 2025 ayına gelindiğinde, PKK/KCK örgütü 8 yıl önce alıkoyduğu ve biri şehit olmuş iki Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) personelini iade etti.
(https://www.yirmidort.tv/gundem/mitten-gizli-operasyon-pkknin-elindeki-iki-istihbaratci-turkiyeye-
getirildi-238998)
Hemen ardından iktidarın Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda TBMM’de 05 Ağustos 2025’te, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu.
Komisyonun 51 üyesinin 22’si AK Parti, 11’i CHP, 5’i Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 4’ü MHP, 3’ü Yeni Yol Grubu (DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi); birer üyesi de Hür-Dava partisi (HÜDA PAR), Yeniden Refah Partisi (Yeniden Refah), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Demokratik Sol
Parti (DSP) ve Demokrat Parti (DP) temsilcisi.
İYİ Parti Komisyona katılmıyor, Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) 2 milletvekili var ancak Komisyonda üyesi gözükmüyor.

Komisyon toplantılarına sivil toplum örgütleri yöneticileri, uzmanlar, akademisyenler vb. tarafından katkı sunulması ve kamuoyunun desteğinin sağlanması bakımından daha rahat yol alındığı, genellikle de yapılmak istenen “kaçınılmaz anayasa değişikliği” sonucuna varıldığı anlaşılıyor.
TBMM ve Komisyon Başkanı Kurtulmuş’un 02 Ekim 2025’te yapılan 13’üncü toplantı bitiminde “…bu tartışmalar devam ettikçe de toplumsal rızanın artmakta olduğunu görüyoruz.” şeklindeki sözleri, çalışmalar sonucunda toplumun rıza göstermesinin hedeflendiğini teyit ediyor.
Toplumun rıza gösterdiğinin ise olası seçimlerle somutlaştırılabileceğini düşünmek mümkün. Zira geçmişte çözüm süreci girişimlerinin canlandırılması ya da bitirilmesinin ardından seçimler, referandumlar, anayasa değişiklikleri geldiğini görmüştük.
En son bir yerel seçim yenilgisi yaşayan AK Parti’nin, daha önce benzerlerini uyguladığı “kent uzlaşısı” tarzındaki taktiği CHP’ye kaptırdığı ve “çözüm süreci” kartını kullanarak yeniden avantaj sağlamayı hedeflediği yönünde çıkarımlar yapılıyor.
Gelişmelerin devamında KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, 26 Ekim 2025’te Irak/Süleymaniye’de yaptığı açıklamada, tüm unsurlarının Türkiye’den çekildiğini duyurdu. Açıklama esnasında silahlı teröristler hazır bulundu.
Yani; feshedildiği söylenen terör örgütü, bıraktığı söylenen silahlarıyla, dağıtılacağı söylenen grupların bazılarının yerlerini değiştirdi!
Bu faaliyette de taraflarca tam bir mutabakat sergilendi. 47 teröristin, ağır silahları bırakarak, istihbarat güçlerinin sıkı gözetimi altında ve güvenlik güçlerinden arındırılan güzergahtan sınır dışına çıkarıldığı bilgileri geçti.
(https://www.hurriyet.com.tr/gundem/pkkdan-gozetim-altinda-cikis-42998920)
Türkiye topraklarında bu kadar düşük sayıda olmaları olağan değil ama zaten törene katılan 25 kişinin genel görünüşleri, teröristlerin bilinen kırsal şartlarından değil de nispeten konforlu bir ortamdan geliyor olabileceklerini düşündürdü. Ayrıca, zorlu Anadolu ikliminde üslenen gruplar, yıllardır Ekim ayı sonu Kasım ayı başlarında örgütün kış üslenmesi taktiği çerçevesinde Kuzey Irak’a intikal ederler. Dolayısıyla zamanlama, ilgili çevreler nezdinde hareketin değerini düşürdü denilebilir. Bir başka değerlendirme olarak, törenlerde kadın-erkek terör gruplarının bir arada görüntü vermesi, kırsalda erkek grubundan ayrı barınma eğiliminde olan ve genelde daha uzlaşmaz tavır sergileyen kadın yapılanmasının sürece uygun hareket ettiğine işaret etti. İlk silah bırakan grupta, kadın yöneticilerden Hülya Oran’ın yer alması belki de bu amaca yönelikti.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık 28 Ekim 2025’te, devletten Öcalan’a özgürlük, teröristlere entegrasyon ve yasal güvence beklediklerini açıklarken “Ümmet anlayışının Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları döneminde etnik ve dinsel topluluklara karşı bir soykırım, yok etme veya asimilasyon politikası izlenmemesini sağladığını” iddia etmesi, örgütün Hükümetin çizgisiyle uyum düzeyini gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Devlet Bahçeli gibi bir tedirginlik yaşayan Cemil Bayık “Çatışma riski olan yerlerde barış karşıtı bazı çevrelerin provokasyon yapma
ihtimalini de göz önünde tutarak böyle bir adım attık.” dedi.
Cemil Bayık’ın “Kürt; kimliği, dili, kültürü ve öz yönetimiyle var olacaktır.” sözleri ise tartışmalı bir alana denk geliyor.
Cemil Bayık ayrıca, Suriye’de SDG-YPG’nin silah bırakmasının Suriye’deki istikrar ve güven sorunu nedeniyle mümkün olmayacağını belirtti, benzer açıklamayı örgütün diğer bazı yöneticileri ile bölgedeki olaylara aşırı müdahil tutumuyla dikkat çeken Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da yapmıştı.
Bununla bağlantılı olarak, 2025 yılı başından bu yana sınır dışına çıktıkları belirtilen 2 bin PKK/KCK’lı teröristin, terör örgütünün Suriye’deki uzantısı YPG saflarına katıldığı bilgileri de bu yönde bir tedirginliği ortaya çıkardı.
Buna mukabil, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye topraklarında bazı üs bölgelerini terk ediyor olmasının, teröristlerle temas riskinin bertaraf edilmesiyle izahı mümkün, bir anlaşmaya dayalı olup olmadığı ise merak konusu.
TBMM Başkanı Kurtulmuş gelişmelerin hissettirdiği memnuniyetle, Komisyonun 30 Ekim 2025’te yapılan 16’ncı toplantısında, “Terörsüz Türkiye sürecinin hedefine ulaşmasıyla dünyaya bir Türkiye modelinin sunulacağını, bu modelin birçok ülkedeki çatışma çözümlerine ışık tutacağını” ifade etti.
Bu beyanlardan da yapılan çalışmaların istenilen sonuçlara doğru gittiği iması çıkarılabilir.
Komisyon 31 Aralık 2025’e kadar görev yapacak denilerek iyimser bir final tarihi belirlenmişti ancak görev süresinin ikişer ay uzatılması kararlaştırılabilecek.
Komisyon çalışmaları nihayete erebilirse kapsamlı bir rapor hazırlayıp TBMM Genel Kurulu’na sunacak.
Komisyonun hazırlayacağı raporda, PKK/KCK’nın silah bırakması halinde -MİT tarafından tespit edilip raporlanması şartıyla- örgüt mensuplarının durumuna yönelik hukuki zeminin hazırlanmasının önerilmesi beklentiler arasında. Olaylar belirli bir çerçevede ilerlerken Cumhurbaşkanı Erdoğan, 01 Kasım 2025’te “Münfesih terör örgütü, geçtiğimiz günlerde silahlı unsurlarını ülkemizden çekmekte ve sınır hattından uzaklaştırmakta olduğunu açıkladı. İlgili birimlerimiz, sahadaki gelişmeleri anbean, titizlikle takip ediyor.” şeklinde olumlu gidişata dikkat çekerken, “Önce terörsüz Türkiye, sonra terörsüz bölge menziline inşallah varacağız.” dedi.
Çalışmalarda Hükümet-Öcalan-PKK/KCK hattında aracı-kurye rolü verilen DEM Parti ise, yaşananları, Öcalan’ın tanımlamasına atfen “halkların eşitliği temelinde” yeni bir Türkiye, Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak isimlendiriyor.
Son dönemde “Terörsüz Türkiye” kavramı bazen bir süreç bazen bir hedef, bir menzil olarak lanse edilmekteyse de daha önce bunu bir proje bazen de bir program olarak sunan yetkililer oldu.
Gelişmelere bakarak Terörsüz Türkiye, bir programın parçası olan bir proje mahiyetinde ve bir sonraki projenin terörsüz bölge olabileceği anlaşılıyor. İşte bu noktada programın yani resmin tamamını görme, hiç değilse tahmin etme ihtiyacı doğuyor.







