Börü Budun Efsanesi ve İslamiyet Öncesi Türklerde İstihbarat

Börü Budun Efsanesi

Efsane denilebilecek aktarımlara göre;

İlk Türk istihbarat yapılanması Börü Budun, Türk milletinin varlığının devamını sağlamak üzere, Göktürk Hakanı İlteriş Han’ın (Kutluk Kağan) emriyle bilge Vezir Tonyukuk tarafından 680 yılında “kurt başlı gök sancak” simgesi ile kurulmuştur.

Türkçe börü sözcüğü “kurt”, budun sözcüğü “ulus, ırk, kavim” anlamlarına gelir.

Börü Budun ise “ulusun kurtları”, “milletin fedaileri”, “milletin önderleri” veya “ulusa yol göstericiler” anlamlarında kullanılmaktadır.

Devletler tarihinde kurulan ilk istihbarat teşkilatı Börü Budun, faaliyetlerine Çin ve komşu ülkelerde çeşitli ajan görevlendirmeleri ve örgütlenmeler ile başlamış; başta Çin olmak üzere diğer uluslar hakkında çeşitli çaşıtlar (ajanlar) kullanarak bilgi toplamak, karşı propaganda yapmak, gerekirse sabotajlar hazırlayıp düşman güçlerinin saldırılarını ve mukavemetlerini kırmak gibi işler için kullanılmıştır.

Şamanlar tarafından da desteklenen teşkilatın 50 kişilik çekirdek kadrosu, Vezir Tonyukuk tarafından, “Gök Tanrıya teslimiyet”, “ulusa ve vatana sevgi”, “töreye sadakat”, “bilgi ve ketumiyet”, “cihangirlik” özelliklerini taşıyan Türkler arasından seçilmiştir.

Sözün özü; bin yıldır var olduğu söylenen, varlığı tartışılan, Türklerin kaderine yön vermeye çalışan “Aşina soyunun muhafızları”, halen yaşadığı düşünülen “bilge savaşçılar topluluğu”, Ötüken ormanlarından Osmanlı saraylarına oradan da Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan uzun bir çizgi. Türk milletinin batıya akışı ve fetihlerinin temelini oluşturan, tarihin en sırlı oluşumlarından esrarengiz bir teşkilat…

İslamiyet Öncesi Türklerde İstihbarat

Tarih boyunca Çin ve İsrailoğulları tarafından profesyonelce sağlanan bilgi akışı olarak insanlık hafızasında yer edinen istihbarat, gerek toplumlar gerekse devletler için hem iç güvenliğin hem de dış güvenliğin sağlanması adına önem arz etmiştir.

Siyasi ve iktisadi açıdan bilgi ihtiyacını hisseden devletler/toplumlar, aynı zamanda dünyanın en güçlü silahı olan bilgiyi elde etmek için çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır.

Binlerce yıllık Türk tarihinde kurulduğunu bildiğimiz büyük-küçük birçok devletin, bağımsızlıklarını koruyabilmek için ismi ne olursa olsun, basit veya gelişmiş istihbarat teşkilatlarına sahip oldukları muhakkaktır.

Oğuz Kağan ile birlikte tarih sahnesine çıkan Türklerin, dönemlerinin en güçlü orduları ile devasa coğrafyalara hükmeden devletleri yönettikleri göz önünde bulundurulduğunda, bu denli büyük başarıları istihbarat faaliyeti olmadan gerçekleştirdiklerini düşünmek hata olur.

Türklerin İslam dinini benimsemesi sonrasında kurdukları devletlerin istihbarat alanında gösterdiği gelişimi anlatan çok sayıda yazılı materyal bulunmasına rağmen, İslamiyet öncesi Türk devletlerinin/toplumlarının istihbarat faaliyetlerini anlatan yazılı materyal yok denecek kadar azdır.

Türklerin yerleşik hayata geçtiği Orta Asya’da kurulan ilk Türk devletleri doğal olarak Çin istihbaratının (espiyonajının) hedefi olmuştur. Türkler espiyonaj faaliyetleri yürüten Çin casuslarına “çaşıt/çaşut” ismini vermişlerdir. (Çaşıt/çaşut sözcükleri “gizlemek” caşırgan ve “gizli bir şey söyleyen” anlamlarına geliyordu.)

Genellikle Budist rahiplerden oluşan Çin çaşıtları, Türk toplumu içerisinde gezerek hem bilgi toplamışlar hem de dinlerini yaymak amacıyla misyonerlik faaliyeti yürütmüşlerdir. Gök Tanrı inancına sahip Türk devlet yöneticilerini de hedef alan çaşıtlar, yöneticilerden hareketle toplumun dini inancını değiştirmeyi amaç edinmişlerdir.

Budist rahip çaşıtlar, kendilerini Türk toplumuna kabul ettirmek için kehanet, sihirbazlık, hastalıkları iyileştirme, kendilerini olağanüstü yeteneklerle donatılmış gibi gösterme şeklinde yöntemler kullanmışlardır.

Dini nitelikli istihbarat faaliyetine maruz kalan ilk dönem Türk devletleri, ilerleyen dönemde komşuları Çin dışında Hindistan, İran, Arap ve Hristiyan dünyasının siyasi ve politik nitelikli espiyonaj faaliyetlerine sahne olmuştur.

Casuslukla ilgili bilgiler o döneme ait Türk destanlarında da yer almaktadır. Türklerin ilk ve en büyük destanlarından olan Dedem Korkut’ta casus ve casusluğa karşılık gelen sözcükler geçmektedir.

Göktürk Kitabeleri ve Orhun Yazıtları’nda da istihbarat çalışmaları ve bu çalışmalardan elde edilen bilgileri içeren ifadeler mevcuttur.

Göktürk Kitabelerinde Türgişler, Kırgızlar ve Oğuzlar arasındaki mücadelede habercilerin yani istihbaratçıların oynadığı rol geniş olarak yer alır. (Göktürk Kitabelerinde Göktürk Kağanı İlteriş’in Oğuzlar hakkında istihbaratı, bilgi toplayan habercilerden aldığı anlatılır.)

Devletler arasındaki dini casusluk faaliyetlerinin giderek önemini yitirmesi sonucu, bir zaman sonra siyasi ve politik casusluk önem kazanmıştır.

Hunlar, Göktürkler, Topalar ve Uygurlarda, devlet görevlileri ile gerçekleştirilen casusluk faaliyetlerine rastlanmıştır.

Türk boylarının İran, Hint ve diğer milletlerle ilişkiye girmelerinin ardından artan istihbarat faaliyetleri içinde en göze çarpanı İran-Turan savaşlarında casusların oynadığı roldür.

Türk kavimleri, sadece komşu devletlerin askeri güçleri hakkında değil birbirlerine karşı istihbarat faaliyetleri de yürütüyorlardı.

Türkler sadece Orta Asya’da Çin çaşıtlarının yıkıcı faaliyetlerine maruz kalmıyorlardı. Uygurlara yönelik olarak Hint ve İslam dünyasından gelen misyonerler dini, Kırgızlar siyasi, Moğollar ise istila amaçlı istihbarat faaliyetinde bulunuyorlardı.

Batıya göç etmiş Türk kavimleri ise, daha çok Papa’nın emrindeki casusların Hristiyanlık propagandaları ile mücadele etmiştir. Bizans İmparatorluğu ise sınırlarına dayanan Türklere karşı casuslarını “seyyah” ve “elçi” kisvesiyle görevlendirmiştir. Bizans casusları, Orta Asya içlerine kadar giderek Türkler hakkında bilgi derleme çalışmalarında bulunmuşlardır.

Türk Boylarında Casusluğa Karşı Alınan Önlemler (Kontr Espiyonaj Faaliyetleri)

-Obalar/boylar, “kargu” ve “yelme” adı verilen gözcüler ve öncüler çıkartırlardı. (Baskın ancak karşı baskının önlenir.)

-Gözcüler, hakim tepelerde sürekli olarak nöbet tutardı.

-Gerekli yerlere, erken haber almayı sağlayan, içlerinde daimi nöbetçilerin bulunduğu gözetleme kuleleri (kargu/karguy) inşa edilir, bu kulelerde düşman geldiği zaman haberi duyurmak/yaymak amacıyla ateş yakılarak herkesin hazır bulunması temin edilirdi.

-Askeri-siyasal sınır bölgelerinde konumlandırılmış “to’u-man-cheng” veya “amga kurgan” ya da “tok-kale gibi kale yerleşkeleri, milletlerarası ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması ya da askeri organizasyon merkezi kurulması gibi askeri-stratejik maksatlar taşımakla birlikte işaret veya gözetleme kulesi olarak istihbari işlev de görmekteydi.

-“Sak bol” (dikkatli ol) deyimiyle tüm boy ve obalar dikkatli olmaları yönünde uyarılırdı.

Göktürklerde istihbarat ve haber alma işini yapanlar “haberci” anlamına gelen “sabçı/savçı”, “tıgrak”, “küre/körüg” kelimeleri ile ifade edilirdi.

Körüg/sabçı (haberci) konumundaki görevliler; tüccar, seyyah, sufi, ilaç satıcısı, fakir, dilenci, güreşçi, sanatkar, zanaatkar, müneccim, Kalenderi, denizci, sucu, sihirbaz gibi maske meslekler kullanırlardı.

Göktürklerde Körüg/Sabçının (Habercinin) Önemi ve Özellikleri

-Haklarında kötü şüphe bulunmayan kişilerden seçilmelidir. (Ülkenin aydınlığa kavuşması ve karışıklıkların önlenmesi onlara bağlıdır.)

-Doğrudan hükümdara bağlı olmalı ve hükümdar tarafından tayin edilmelidir.

-Aylıkları hazineden ödenmelidir. (Kimden aylık alırsa ona hizmet eder. Devlet hazinesinden ödenirse devlete, şahıslar tarafından ödenirse şahıslara bağlı olur.)

-İlettikleri-sahip oldukları bilgiler sadece hükümdar tarafından bilinmelidir. Böylece hükümdar yapılması gerekeni hemen yapabilmelidir. (Böyle olunca devlet görevlileri haklarında hükümdara kötü haber gitmesinden korkar ve itaatkar olur.)

-Görevlerinde çeşitli maskeler kullanmak zorundadırlar.

-Edindikleri her türlü bilgiyi iletmekle mükelleftirler.

Haberciler asla küçümsenmez aksine önemli görülürlerdi. Ülkenin her tarafına değişik kılıklarda gitmeleri ve her haberi ulaştırmaları istenirdi ki böylelikle işleyiş hakkında bilgi sahibi olunması sağlanırdı. Ayrıca bu uygulama sayesinde ikta sahipleri ve memurlardan isyan etmeye teşebbüs edenleri önceden haber almak, eylemlerini engellemek ve etkisiz hale getirmek kolaylaşırdı. Ülkeler arası ilişkilerde ise hasım ülkenin amaçları hakkında haber alınarak gerekli önlemlerin uygulamaya konulması hedeflenirdi.

Büyük bir coğrafyaya yayılan Timur’un devletinde istihbarat raporlarının ayrıntılı ve doğru yazılması istenirdi. Yalan haber yazdığı tespit edilenlerin parmakları kesilir, askeri haberleri gizleyip başka şekilde yazanın kolu kesilir; kinle ve kötü niyetle doğru olmayan bir haber yazan öldürülürdü.

Haberciler; halkın geçim kaynakları, gıda fiyatları ve ağırlıkları; tıp, eczacılık, demircilik; ülkede yetiştirilen gıdalar ve pazarlandıkları alanlar; ülkeye gelen ve ülkeden gönderilen mallar (ithal-ihraç ürünleri); ülkeye gelen ve ülkeden giden kervanların güzergahları ve konaklama alanları; şehirlerin/halkın zenginliği (ganimetler); şehirdeki erzak stoğu (uzun süreli kuşatmaya dayanıp dayanamayacakları); konaklama alanları (hanlar, kervansaraylar); ülkedeki şehirler arasındaki mesafeler, şehirlerin yayılma alanları, bunlara bağlı küçük yerleşim birimleri; kasaba ve köylerin şehirlere olan uzaklıkları; şehirler arası yollar, geçitler, küçük yerleşim yerlerini şehirlere bağlayan yollar; sanatkar ve zanaatkarların durumu; askerlerin maddi gelirleri ve zaafları; ülke ordusunda istihdam ediliyorsa yabancı askerlerin ırkı, sayısı vs.; ordudaki atlı ve yaya birlikler ile kullandıkları silahlar; kalelerin zayıf-güçlü yanları (surlar, hendekler vs.); şehirde bulunan esirlerle kölelerin tutuldukları hapishane ve benzeri binalar ile esir ve kölelerin ırkları, sayıları; şehirlere giriş-çıkış yapan yabancılar ve ülkeye geliş nedenleri; komşu ülkelerle ilişkileri, ülke yöneticilerinin zaafları, halkın yöneticilere bakışı; vali ve komutanların hükümdara olan bağlılıkları ve benzeri konularda bilgi derlemeleri talimatıyla hedef ülkeye gönderilirdi.

Savaş sırasında, ordu harekete geçmeden önce konak ve karargah yerlerinin belirlenmesinde, çok gezmiş görmüş, bölgenin coğrafi özelliklerini bilen kişilerden faydalanılır ve bu işi yapan kimselere “kılavuz” veya “yirçi/yerçi” denilirdi. Yüksek askeri bilgi ve idari tecrübeye sahip olan askeri kılavuzlar ise “yizek/yezek” olarak adlandırılırdı.

Türklerde öncü kuvvet, keşif kolu veya süvarisi olarak görev yapan “yelmeler”, binek hayvanlarının otlak ihtiyacını karşılamak, verimli arazileri ve su kaynaklarının yerlerini belirlemek, güvenli konaklama ve geçiş bölgeleriyle olası pusu noktalarını tespit etmek üzere istihbarat faaliyetinde bulunurdu. Öncü birliklerin görevleri arasında düşmanı yıpratmak, göç veya kervan yollarında güvenliği sağlamak, ordunun güzergahını temizlemek de yer alırdı.

Buna ek olarak haber alma ve istihbarat amacıyla kullanılan görevliler de konak ve karargah yerinin belirlenmesinde etkiliydiler.

Ayrıca savaş sırasında habercilerin ve öncü birliklerin en önemli görevi “dil” getirmek yani hedef ülkenin ordusundan önemli bir ismi canlı olarak ele geçirip sorgulanmak üzere karargaha ulaştırmaktı.

“Dil/tıl/til yakalamak” tabirinin Orhun Abidelerinde yer almasından hareketle, Türklerde istihbaratla ilgili kurumların ilk devletlerinden itibaren var olduğu anlaşılmaktadır.

“Bulun”, “tutgun” ve “tutmak” kelimeleri ile ifade edilen savaş esirleri oldukça önemli bir bilgi kaynağı olarak değerlendirilirdi.

Özellikle Çinli esirlerin sorgulanmasında, Çince bilen olmaması durumunda, Türk yurtlarına yerleşmiş ya da esir alınıp köle haline getirilmiş Türkçeye hakim Çinlilerden üç kişi seçilerek sorguya dahil edilirdi. Sorgu çadırında birbirlerini görmeyecek şekilde esire sırtları dönük olarak oturtulan Çinlilerden sorgu sonrasında sorgu metnini Türkçe olarak kaleme almaları istenirdi. Sorgu metinlerinde herhangi bir tutarsızlık olması halinde idam edilecekleri de Çinliler tarafından bilinirdi.

Ele geçen mektup vb. yazılı materyaller de aynı şekilde tercüme ettirilirdi.

Eski Türklerde esirliğin veya köleliğin varlığı bilinmektedir. Kölelik, savaşta düşülen bir durumdu yani esirler, Roma’da olduğu gibi devlet kölesi yani devşirme haline getirilerek savaşlarda kullanılırdı. Aynı zamanda satış yoluyla da köle olunurdu. Savaşta esir alan bir askere, hakan tarafından bir bardak şarap ve aldığı esir hediye edilirdi. Hunlar ve Göktürkler, esir aldıkları Çinlileri köle olarak ziraat ya da el işlerinde çalıştırırlardı. Göktürk Yazıtlarında belirtildiği gibi Çin’e giden Türkler de köle yapılıyordu.

Orta Asya’da Türklerin ekonomisi, temelde göçebe hayvancılığa dayanmaktaydı. Bu üretim biçimi tüm gereksinimleri karşılayamamakta kışlaklarda yetiştirdikleri tahıl yetersiz kalmaktaydı.

Yiyeceklerin, giyeceklerin ve günlük eşyaların büyük bir bölümü, vaha devletlerinden ve tarımcı toplumlardan takas, talan gibi yollarla veya savaşlarda esir edilen köylü ve zanaatkarları hizmetlerinde çalıştırarak sağlanmaktaydı.

Ayrıca Çin’den getirilen büyük miktarda ipeklinin bir kısmı kullanılır, geri kalanları İpek Yolu kanalıyla batıya satılarak gelir elde edilirdi. Bundan başka, Mançurya ve Sibirya’nın avcı toplumlarından alınan değerli kürkler ve yetiştirilen atlar tüccarlar vasıtasıyla Çin’e ihraç edilirdi.

Hunların Mançurya, Sibirya, Batı bölgeleri ile Çin arasındaki ticarette aracılık yaptıkları, vahalardan geçen kervanlardan güvenliklerini sağlama karşılığı kazanç sağladıkları ve vergi topladıkları değerlendirilmektedir.

Bu nedenlerle Hunların bahsedilen gelir kaynaklarını kaybetmemek için verdikleri yaşam savaşını istihbaratla desteklemeleri hayati önem taşımaktaydı.

Şamanların ve hükümdarların liderliğinde kışlaklar ile yaylaklar arasında göçe başladıkları baharın beşinci ayı ile sonbaharın dokuzuncu ayında ve zamanla Çin’in etkisinde kalarak ekledikleri birinci ayda yani yılda üç kez dini tören düzenlenirdi.

Bu törenlerde kır at kurban edilip hayvanların çoğalması ve mutluluk için yakarılır, at yarışları ile güreş yarışmaları düzenlenir, ilahiler söylenir ve şamanlar tarafından kehanette bulunulurdu.

Tüm boyların bir araya gelmesiyle ülke sorunları paylaşılır, hayvanların sayımları yapılır, hükümdarın kararları açıklanır ve olası bir askeri harekat durumunda hedef bölgesi ve zamanı ile dağınık haldeki boyların ellerindeki bilgiler ve askeri güçleri konuları paylaşılırdı.

Askeri harekat öncesinde şamanların en önemli görevlerinden birisi de yıldızlara ve aya bakarak askeri harekatın gününü belirlemekti.

Propaganda Faaliyetleri

Eski Türk devletlerinde;

-Ordu sefere çıkmadan önce gönderilen casuslar vasıtasıyla hedef ülke şehirlerinde yönetim hakkında olumsuz görüşler yayarak dedikodu çıkarmak ve halkı yönetime karşı kışkırtmak,

-Halkın güvenini zayıflatarak işgali kolaylaştırmak,

-Ülke yönetiminde hak iddia eden hanedan üyelerini veya grupları organize etmek,

-Yalan haber yayarak ordunun seferi hakkında hedef şaşırtmak

gibi propaganda faaliyeti yürütülürdü.

Türklerin tarih sahnesine çıktıkları ilk andan bugüne süregelen istihbarat çalışmaları, tüm birimleri ile kendini geliştirerek devam etmektedir.

Chang Sun-Sheng (Bir Çin Çaşıtının Hikayesi)

Çinliler Türklere bir prenses yolladıklarında onun himayesinde çok sayıda hizmetçi de birlikte giderdi. Bu hizmetçilerin arasında gizlenmiş casuslar da bulunurdu.

Chang Sun-Sheng (552-609) de ilk olarak Taspar Kağan hükümdarlığı zamanında Göktürklere yollanan bir prenses ile birlikte Türk yurduna gelmişti.

Chang Sun-Sheng’in bu görev için seçilmesi tesadüf değildi. Çok iyi bir nişancı olduğundan Türklerin dikkatini çekerek onların gözüne gireceği düşünülmüştü. Taspar Kağan bu yaman nişancının meziyetlerini çok beğenmişti. Onu himayesine almak istedi ve geri dönen heyetle birlikte Çin’e göndermedi.

Korkulan olmuştu artık casus Chang Sun-Sheng, Göktürk ülkesinin içerisine sızmıştı. Chang Sun-Sheng Göktürk ülkesinde meydana gelen birtakım karışıklıkları ve olayları dikkatlice izlemekteydi.

Taspar Kağan, 581 yılının sonlarına doğru rahatsızlandı. Taht için ağabeyi Mukan Kağan’ın oğlu Ta-lo-pien’i vasiyet ederek vefat etti. Ta-lo-pien’i kendi babası bile tahta vasiyet etmemişti. Nitekim halk da Ta-lo-pien’i sevmiyordu ve Taspar Kağan’ın oğlu An-lo’yu istediler. An-lo, kağan olduysa da Ta-lo-pien bunu kabullenemedi. Dağa çekilerek kendini A’pa Kağan unvanı ile hükümdar ilan etti.

Zamanla An-lo Ta-lo-pien ile baş edemez duruma geldi. Bunun üzerine Kara Kağan’ın oğlu She-T’u kurultaya gelerek İşbara Kağan unvanıyla tahtı devraldı.

İşbara Kağan, Chang Sun-Sheng’in nişancılık meziyetlerini denemek maksadıyla anılanı av törenlerine götürdü. Rivayete göre bir av sırasında Chang Sun-Sheng, tek okla iki kuşu vurduktan sonra Kağan’ın dikkatini çekti. İşbara Kağan, kardeşi ve yakınlarının Chang Sun-Sheng ile yakınlaşarak onun bu nişancılık yeteneklerini öğrenmelerini istedi. İşte esas tehlike bu andan sonra baş gösterdi. Hakanlığın içindeki devlet adamları ile yakınlaşan Chang Sun-Sheng onları iyice tanımaya ve onların zaaflarını öğrenmeye başladı. Mesela İşbara Kağan’ın kardeşiyle arasının iyi olmadığını öğrendi. Halk, İşbara Kağan’ın kardeşini daha fazla seviyor, İşbara ise bunu işte içten içe kıskanıyordu.

Casus Chang Sun-Sheng katıldığı av törenleri ile Göktürk yurdunun bütün coğrafyasını tanımıştı. Aynı zamanda hakanlığı oluşturan boyları tanıyarak hangisinin isyana meyilli olduğunu hangisinin Çin saflarına çekilebileceğini de belirlemişti.

Ülkesine 582 yılında dönerek Çin İmparatoruna gözlemleri hakkında uzun bir rapor sundu. Çin İmparatoruyla yüz yüze de görüşen Chang Sun-Sheng avucunu göstererek “Türkler avucumun içindedir” sözüyle Göktürkleri ne kadar iyi öğrendiğini belirtti.

Chang Sun-Sheng öncelikle Göktürklerin Çin için ne kadar büyük bir tehlike olduğundan bahsediyor ancak Türkler ile silahlı kaba bir savaşın mantıklı olmadığını, bunun yerine aralarındaki ihtilafları ve çatışmaları ortaya çıkartmanın daha uygun olduğunu, Türklerin kendi içerisinde savaşarak birbirlerini yok edebileceğini söylüyordu. Ona göre İşbara Kağan ile kardeşinin arası iyice açılmalı, kendini kağan ilan eden A’pa Kağan’a destek verilmeli, batıda İstemi Yabgu’nun oğlu Tardu ile ilişkiler kurulmalı ve Göktürk Hakanlığını temsil eden boylar isyana teşvik edilmeliydi.

Yararlanılan Kaynaklar

-Gizli Servisler: Dünyayı Yöneten Gizli Servislerin Bilinmeyen Tarihi, Adam John, Siyah Beyaz Yayınları, 2016.

-Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu: Yeni Bir Yorum, A.C.S Peacock, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016.

-Tarihçinin Kayıtları’na (Shi Ji) Göre Hunlar, Pulat Otkan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018.

-İstihbarat Konferansları Türk İstihbaratında Eğitim Süreci, Hasan Ateş, Detay Yayınları, 2016.

-Türk Mitolojisi, Bahattin Uslu, Kamer Yayınları, 2017.

-Türkiye’de İstihbarat Savaşları ve MİT, Erdal Şimşek, Destek Yayınları, 2012.

-Alman ve Amerikan İstihbaratının Kurucusu Gehlen’in Anıları, Reinhard Gehlen, Berikan Yayınları, 2004.

-Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri: Şamanizm, Prof.Dr. Yusuf Ziya Yörükan, Ötüken Neşriyat, 2016.

-Türk Milli Kültürü, Prof.Dr. İbrahim Kafesoğlu, Ötüken Neşriyat, 2011.

-Başlangıcından Bugüne Kadar Dünya Casusluk Tarihi, Ercan Arıklı-Hilmi Yavuz, Artel

Yayınları, 1974.

-Selçuklularda İstihbarat, Yavuz Delibalta, Yeditepe Yayınevi, 2018.

-Orhon Yazıtları Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor, Prof.Dr. Erhan Aydın, Kömen Yayınları, 2012.

-Türk Model Devleti Göktürkler Prof.Dr. Ahmet Taşağıl, 2018.

-Ankara Üniversitesi Tarih Araştırmaları Dergisi

-Orhun Anıtları

-Göktürk Kitabeleri

-Dedem Korkut Destanı

M.Arıburnu, 08 Ekim 2025

Etiketlendi:

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız