Fatih Abiş, 15 Mart 2026
Ülke tarihimizde kayda geçecek ve üzerinde yıllarca konuşulacak bir zaman diliminden geçiyoruz.
Yaşamın daraltıldığı, özensizliğin öne çıktığı bir dönem.
Önümüzdeki yıllarda, ekonomik hendekleri aşabilen ülkeler, uluslararası sahada ve içeride güvenliğine daha rahat odaklanabilecek.
Aslında dünyada yaygın bir anormalleşme eğilimi söz konusu.
ABD ve Trump Devri
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nin toplam borcunun rekor artışlarla 38 trilyon dolar seviyesine yükselmesi, ülkeyi yönetenler için hazmedilir bir durum olmasa gerek.
Bu durumun sorumluluğuyla hareket eden Başkan Donald John Trump, hiç durmadan çalışırken ülkesini bir şirket gibi yönetmeyi sürdürüyor. Bunu yaparken küresel çapta tabulara dokunuyor, kurulu düzene dair birçok şeyi kırıp döküyor.
Çok kıymetli antik cam ve seramik eserlerin sergilendiği müzede dolaşan fil benzetmesi çok yakışıyor.
Bir devletin “şirket gibi” yönetilmesi, vatandaşın “müşteri” veya “maliyet kalemi” haline gelmesine yol açmaz mı? Sosyal devlet anlayışı bu modelde nerede konumlanabilir? gibi sorular akla geliyor.
Aslında Trump, bir bakıma ülkesinin imkanlarını, sınırlarını ve diğer ülkelerin direnç gücünü zorlayarak ölçmüş de oluyor. Ve tüm çılgınlığına rağmen ülkesinin pozisyonunu güçlendirme yolunda olduğunu da görmek lazım.
ABD yıllardır İran’a garez besleyip tehditlerini sürekli güncelliyordu. İsrail ise Haziran 2025’te İran’la savaşı bile tecrübe etmişti. Nihayet birlik

halinde 28 Şubat 2026’da İran’a saldırı başlattılar.
Bu gelişme ise Trump’ın izlediği yolda sınır tanımadığını, korku ve üzüntü hissetmediğini gösterdi. Ki bu Trump, 6 Ocak 2021’de Kongre Bin ası baskınını azmettirmekle de tarihe geçmişti.
Günümüzde devletlerin gücü;
-Gümrük tarife, vergi, kota avantajlarının,
-Petrol, gaz gibi enerji kaynaklarının,
-Madenlerin ve kıymetli element üretimlerinin,
-Kara, deniz, hava ulaşım yolları ve koridorlarının,
-Çip ve benzeri teknolojik temel maddelerin üretimlerinin,
-Güçlü ve otonom silahların
kontrolünü elinde tutmakla ölçülüyor.
Aralıksız sürdürülen ancak maliyeti yüksek olan uzay çalışmalarıyla elde edilebilecek kazanımların şu ana kadar çok da rantabl olmadığı, günümüz insanının ve toplumlarının dünyevi sorunlarına çare bulunamadığı da anlaşıldı.
Bu nedenle fütursuz bir tutum izleyen Trump’ın Kanada’yı, Grönland’ı ve Panama Kanalı’nı ele geçir me çabaları; Venezuela’ya eşi pek görülmemiş bir saldırının ve müdahalenin emrini vermesi, Meksika Körfezi’nin adını değiştirme girişimleri ve benzeri durumlar, literatürde yer alan Monroe Doktrini’nin yeni versiyonlarıydı.
Donroe Doktrini!
Tabii ki tarihe geçecek bu kişinin, yöntemlerine isim de bulunmalıydı. Muhtemelen New York Post’un espriyle adını koyduğu “The Donroe Doctrin” (Trump Corollary to the Monroe Doctrine); Trump’ın neredeyse günlük ama gel-git akla dayanan çıkışlarıyla ileri sürdüğü, “Amerika kıtasında Avrupa ülkelerinin menfaatlerini gerileterek kontrolü sağlama, Asya ve Afrika’da sorunlu ve maliyetli alanlardan çekilme, Çin ile küresel mücadelede avantajlar elde etme” üzerine kurulu “düşünceler” sistemine karşılık olarak ifade ediliyor.
Epstein Dosyası
Epstein Dosyası yeni bir konu değil ama yayılıp idrak edilmesi yeni diyebileceğimiz bir gelişme.
Medya genelinde, bu dosyada Trump’ın özel bir yeri olduğu[i], anılana “sapkın”, “pedofil” karakter atfedilerek anlatılıyor.
Geçmişiyle birlikte değerlendirildiğinde, bu suçlamalar berrak zihinler tarafından reddedilemiyor.
Bir televizyon programında kızı Ivanka ile ilgili sarfettiği sözler bu yönde aleyhine kullanılabiliyor.
ABD Adalet Bakanlığı, soruşturmayı yürüten FBI’dan aldığı bahse konu kanıt-belgeleri, ilginçtir Trump’ın şeffaflık taahhüdü kapsamında yayımladı.
Jeffrey Edward Epstein, matematik zekası yüksek, finans uzmanlığından servet sahibi olan bir figür. Böyle bir şahsın Yahudi inancından olmasına, eski İsrail Başbakanı ve Savunma Bakanı Ehud Barak ile yakın bir ilişkisi bulunmasına; 1980’lerde sahte Suudi Arabistan pasaportuyla Fransa, İspanya, Birleşik Krallık ve Suudi Arabistan’a yaptığı seyahatlere, silah tüccarı Adnan Kaşıkçı ile iş birliğine kim şaşırır?
Epstein’in, çocuk yaştakilerin kullanıldığı masaj görünümlü fuhuş sistemi 2006’da deşifre edildi. Anılanın sistemi meşhurlara, zenginlere şantaj amaçlı kullandığı iddiası, yargılama sürecinde gördüğü iltimaslar ve suç ortaklarının kapsam dışı tutulması, çeşitli finans şirketleri hakkındaki bazı itirafları, 2019’da cezaevinde şüpheli intiharı (boğulmak suretiyle öldürüldüğü düşüncesi yaygın), bu dosyanın tamamen açığa çıkma ihtimali konusunda bir fikir veriyor.
Bir başka detay, Epstein’ın bir ortağı olan manken menajeri Jean-Luc Brunel bu soruşturma sırasında tutuklandı, ancak ne tuhaftır ki o da 2022’de hapishanede ölü bulundu.
Epstein’ın 600 milyon dolarlık servetinin çoğu yasal anlaşmalar yoluyla mağdurlara ödenmiş. Finans dünyasına dair ilginç bir olay; mağdurlar, Epstein’a kredi vermek suretiyle suça olanak sağladıkları iddiasıyla finans kurumlarına da davalar açmış ve sonucunda JP Morgan’dan 290 milyon dolar, Deutsche Bank’tan 75 milyon dolar tazminat almışlar.
Epstein ve Trump, sosyetik çapkın figürlerine itibar edilmemesi, sempatik gösterilmemesi için önemli örnekler.
Din ve Devlet İşleri!
Bunların ötesinde yaşlı Trump’a dinsel bir misyon yüklendiği anlaşılıyor.
Bir Hristiyan olarak tanınan Trump, yolun sonuna yaklaştıkça kendisine “ölümsüzlük” sağlayacak mistik argümanlara sarılıyor.
Bunun karşılığında din bezirganları da kendilerince misyonlarına aracı olarak gördükleri Trump’ın bu yolda galip olması için “ellerinden geleni” yapıyor.
Trump yeniden seçilmeden önce 2022’de Evanjelik Kilise ayininde kutsanmıştı.
Başkanlık binasındaki Oval Ofis’te de ayinler yapıldı. Beyaz Saray’da Din İşleri Ofisi var, Rahibe Paula White-Cain yönetiyor. Trump’ın; 2025’te uğradığı silahlı suikast sonrası birkaç kez, en son 5 Mart 2026’da İran savaşı esnasında, Rahibe Cain öncülüğündeki çoğu Evanjelist olan Hristiyan Kilise papazlarınca kutsandığına, kendisinin ve ordunun zaferi için dualar edildiğine dair görüntüler yayınlandı.
ABD’nin neredeyse üçte birini etkileyen ve “Hristiyan Siyonizmi” olarak tarif edilen Evanjelist mezhebin büyük bir misyonu var, Tanrının mesajını tüm insanlığa ulaştırmak.
ABD halkı da dinin temsilcisi ve kurtarıcısı. (Mezmur 33:12 Ne mutlu Tanrısı RAB olan ulusa, Kendisi için seçtiği halka!)
Bunun aşamaları olarak öncelikle, iyiler ile kötüler arasında, Ortadoğu dedikleri bir yerde (Armagedon’da) çok büyük, kaotik, çok kanlı bir savaş yaşanacakmış.[ii] O savaşta da Museviler aktif rol üstlenecek (halbuki Hristiyanlara göre Hz. İsa’yı çarmıha onlar germemiş miydi?), Hristiyanlar galip gelecek, kutsal mabet üçüncü kez Kudüs’te inşa edilecekmiş. Ardından Hz. İsa-Mesih yeniden dünyaya gelip adaleti sağlayacak, neticede bunların hakimiyet çağı başlayacakmış.
Geçmişteki ABD başkanlarından bazıları da dini kavramlara müracaat etmişlerdi. Ancak Trump ve ekibi tam olarak hurafelerin peşinde gözüküyor.
Modern dünyada nükleer güç sahibi devletlerin, stratejik kararlarını (örneğin İran saldırısı veya İsrail politikası) dini kehanetler veya hurafeler üzerine inşa etmesi ise küresel güvenlik için büyük riskler teşkil etmiyor mu?
Zenginlerin Yönetimi-Plütokrasi
Trump, Amerika’yı tekrar büyük yapma (Make America Great Again-MAGA) iddiasından kopmadı ve ikinci döneminde maddi kaygısı olduğu düşünülmeyecek iş insanlarına yönetimde görev verdi.
Gelinen aşamada, Trump Hükümeti ekonomik savaş alanında; sırasıyla daha kazançlı faaliyetler, yersiz harcamaların kısılması ve giderlerde tasarruf sağlanması yönünde çabalarını sürdürüyor.
Elon Musk, bu felsefeyle göreve getirilen iş insanlarının en önemlisiydi. Görev süresi zaten 130 gündü ancak kısa sürede görüş ayrılıkları yaşadılar. Hızla ekipten yani siyasal iktidar gücünden ayrıldığına şahit olduk.
Hükümet-devlet verimliliğinden sorumlu bölümü (Department of Government Efficiency-DOGE) yöneten özel görevli olarak seçimlerde Hükümet harcamalarından 1 trilyon dolarlık kesinti vaadinde bulunan Musk, kendi başına verdiği düşünülen kararlarla, çok sayıda kamu çalışanının işten çıkarılmasına ve dış yardımlardaki ani kesintilere yol açtı. Önce Hükümet yetkilileriyle, ardından Trump’la yaşadığı kötü iletişim, ters düşmeyle sonuçlandı. Tabii Musk’ın şirketleri de zarar gördü. Zaten DOGE kararlarının birçoğu yargıya intikal etti.
Neticede bu kadrolarla yol alan Trump’ın, devasa devlet borcuna “doların değerini zayıflatma” yoluyla borcun değerini azaltma çözümünü uygun gördüğü, bunun için de kaoslar yaratma yolunu seçtiği değerlendirmesi yapılıyor.
En önemli rakipleri Çin, Avrupa, Japonya ve BRICS ülkelerini, ellerindeki doların alım gücünü düşürerek zayıflatmaya çalışıyor olabilirmiş. Mantıklı bir operasyon gibi görünüyor.
Sağlık Paradigması
Trump Hükümeti’nin sağlık hizmetleri yaklaşımı da diğer alanlarla benzer şekilde görünüyor.
Trump’ın, sağlıkla ilgili bakanı (Secretary of Health and Human Services-HHS) Robert Francis Kennedy Jr. ise ülkeyi yeniden sağlıklı hale getirme (Make America Healthy Again-MAHA) iddiasıyla hareket ederken, adı tartışmalı konularda öne çıkıyor.
Ulusal gıda tedarikinde değişiklikler yapılmasını ve zorunlu aşılamayı benimsemeyen bir bakan. Çocuklar açısından; aşıların otizme, antidepresanların ise saldırganlaşmaya yol açtığını; zirai ilaçların gençleri kısırlaştırdığını ve cinsel yönelimlerini etkilediğini; HIV’in AIDS’e neden olmadığını, Corona virüsüyle insanlığa komplo kurulduğunu ve mRNA aşılarının zararlı oluğunu, klor ve florürün insanları zehirlediğini, büyük şirketler arasındaki “döner kapı” (revolving door) sistemiyle[iii] ABD ve halkının soyulduğunu iddia ettiği için eleştirilere maruz kalıyor, bir de uygulamalarının küresel menfaat gruplarını rahatsız ettiği söyleniyor.
Kennedy, bu bakış açısıyla, Aşılama Uygulamaları Danışma Komitesi (Advisory Committee on Immunization Practices-ACIP) üyelerini görevden aldı.
Önemli icraatı ise, ABD’yi, en büyük finansörü olduğu ve dünyanın en geniş katılımlı organizasyonlarından olan Dünya Sağlık Örgütü’nden (World Health Organization-WHO) çıkarmak oldu. ABD bu kuruluşa 1 milyar dolar ödemekten de kurtuldu.
Trump WHO’dan ayrılmaya, örgütün COVID-19 pandemisi ve diğer küresel sağlık krizlerini kötü yönetmesini gerekçe gösterdi. Bunların yanı sıra, WHO’nun gerekli reformları uygulayamaması, üye devletlerin siyasi etkisinde kalması hatta WHO’ya hiç ABD’li genel müdür seçilmemiş olması da öne sürüldü ancak bu konuya biraz şüpheci bakarak, bit yeniği aramakta fayda var.
Ancak, bilimsel kurumların otoritesinin siyasi figürler tarafından sarsılması, toplum sağlığı için bir “özgürleşme” mi sağlıyor, yoksa bir “güvenlik açığına” mı yol açıyor? İyi düşünmek lazım.
Senato 25 Mart’ta, Mısır asıllı İngiliz Kıpti Hristiyan Dr. Marty Makary’nin Gıda ve İlaç Dairesi’nin (U.S. Food and Drug Administration-FDA) ve Hint asıllı sağlık ekonomisi uzmanı Jayanta Bhattacharya’nın Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin (National Institutes of Health-NIH) başına getirilmesini onayladı.
Trump yönetimi ayrıca Thomas March Bell’i, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı Genel Müfettişi olarak atadı.
Mehmet Öz (Mehmet Oz)
Trump, sağlık politikalarıyla ilgili olarak dikkat çekici bir hamle yaparak Türk kalp cerrahı ünlü doktor-şovmen Mehmet Oz’u (Türkiye’de Mehmet Öz), Medicare ve Medicaid Hizmetleri Merkezlerinin yöneticisi (The Centers for Medicare & Medicaid Services-CMS Admin.) görevine aday göstermişti.
CMS, 155 milyonu aşkın ABD’liyi kapsıyor. MEDICARE 65 yaş üstü yaşlılara yönelik federal, MEDICAID ise düşük gelir grubuna yönelik federal ve eyaletler arası sağlık sistemi.
M.Öz’ün adaylığı, ABD Senatosu Finans Komitesi’nde değerlendirme sürecinden sonra Nisan 2025 ayında oylamaya sunuldu, 45’e karşı 53 oyla kabul edildi.
Müslüman olduğunu zaman zaman dile getirmekle birlikte, 18 Nisan 2025 günü Oval Ofis’te Trump’ın önünde, Kennedy tarafından Senato’da İncil üzerine el basarak yemin ettirildi ve göreve başladı.
Politikanın din, inanç, ahlak ve vicdan ile ilişkisi çoğu devlette böyle yaşanıyor. Bütün politikacılar kutsal-yüksek değerler üzerine yeminler edip, sözler verip göreve başlıyor.
Mehmet Öz örneği; bir siyasetçinin veya bürokratın çifte vatandaşlığı, dini inancı veya geçmiş ticari ortaklıkları, kamu yararı söz konusu olduğunda birer “etik engel” mi yoksa “küresel avantaj” mıdır? sorusunu akla getiriyor.
M.Öz, sağlıklı yaşam tarzlarını teşvik etmeyi, doktorların yapay zeka modelleriyle değiştirilmesini, tele-sağlık kullanmayı ve kırsal sağlık dağıtım sistemlerini yeniden düşünmeyi içeren bir vizyon önerdi.
Ayrıca, hayatın döllenmeyle başladığını öne sürerek, gebeliğin herhangi bir aşamasında kürtaj yapılmasına karşı tutum alıyor. Tecavüz, ensest ve annenin hayatının korunması durumları istisna.
Anılan, Trump’ın görüşlerine uygun olarak, Çin şirketlerinin sağlık sektöründeki varlığına karşı çıkan görüşler ileri sürse de geçmişte Çinli bir şirketle sponsorluk anlaşması yapması, popüler televizyon programını Çin’e de satması, 2018 ve 2019’da bu ülkeye iş gezisine gitmesi kendisine özellikle senato adaylığında hatırlatıldı.[iv]
2013 yılında Çinli sağlık teknolojisi şirketi NEUSOFT XIKANG ile yaptığı ortaklık ile burada baş sağlık danışmanı olarak görev yapması da söyledikleriyle çelişki olarak görüldü.[v]
M.Öz’ün, sağlık hizmetleri, ilaç firmaları ve sağlık hizmetleriyle bağlantılı teknoloji şirketlerine önemli yatırımlar yaptığı, 98 ila 332 milyon dolar arasında serveti olduğu iddia edildi.
Bir Hükümet etik raporuna göre, M.Öz’ün serveti sağlık şirketleri sayesinde arttığından CMS’nin başına geldiğinde önemli bir güç kullanabilme ihtimali vardı. Bunun üzerine, söz konusu şirketlerden çıkış yapacağının sözünü verdi.
2013’te İsrail’e ABD’li haham Shmuley Boteach ile beraber yaptığı gezide yaptığı hastane ve tıbbi araştırma tesisleri ziyaretleri neye hizmet etti bilinmiyor ancak 2022 senato seçimlerinde Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonundan 3 milyon dolardan fazla reklam harcaması almış olması bağlantılı görülebilir.[vi]
2018’de Türk AFAD ekibi içerisinde Suriyeli mülteci kamplarını gezdi.
Doktor Öz, senatör adaylığı döneminde ABD-T.C. çifte vatandaşlığı sebebiyle yaratılan polemiklere tepki olarak, 16 Mart 2022’de sosyal medyada, “senatör seçilirse yemin etmeden önce Türk vatandaşlığını bırakmayı” taahhüt etmişti. Sonra ise “Türkiye’de yaşayan Alzheimer hastası annesinin bakımıyla ilgili süreçleri daha kolay yönetebilmek adına T.C. vatandaşlığını koruyacağını” öne sürdü, zaten görevine başladı ve şimdilik gerek de kalmadı.
ABD kamuoyu için diğer bir sorun Müslüman olmasıydı ama kampanyasında Müslüman kökenli diğer önde gelen ulusal muhafazakarlar gibi kendisini İslam’dan açıkça uzaklaştırmadıysa da eşinin Hristiyan olduğunu ve çocuklarının Hristiyan olarak yetiştirildiğini vurgulamıştı.
M.Öz’ün başında bulunduğu CMS’nin yıllık bütçesi yaklaşık 1,6 trilyon dolar. Anılan muhtemelen tasarruf amacıyla “Kendine bakmak tüm Amerikalıların vatanseverlik görevidir. Bu, sağlıklı insanların sağlık kaynaklarını tüketmemesi de önemlidir. İlaç harcamalarını azaltmanın yolu, daha az ilaç kullanmaktır çünkü sağlıklı olduğunuz için ilaçlara ihtiyacınız yoktur.” şeklinde enteresan beyanlarda bulundu.
Ayrıca, Medicare’in “küçüklerde cinsiyet değiştirme ameliyatları veya hormon tedavileri” için ödeme yapmayacağını duyurdu.
Temmuz 2025’te CMS, düzensiz göçmenleri sınır dışı etme çabalarına yardımcı olmak amacıyla Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı’na (U.S. Immigration and Customs Enforcement-ICE) 79 milyondan fazla MEDICAID kayıtlısının kişisel verilerine erişim izni verdi. ICE’ın CMS verilerini kullanma yetkisi hukuka aykırı bulundu ve ertesi ay yargı tarafından engellendi.
M.Öz, 2026 yılı Ocak ayı sonlarında, ABD’de dolandırıcılık merkezlerinden biri haline gelen Los Angeles’ta hasta bakım hizmeti verdiği iddia edilen bakımevlerinin sayısındaki artışa dikkat çekerek, Rus ve Ermeni çetelerin doktorlarla iş birliği içinde hareket ederek bakımevleri üzerinden 2 yılda 16 milyon dolarlık vurgun yaptığını, dolandırıcılık toplamının 3,5 milyar doları bulabileceğini, bu faaliyetlerde 100 bin hastanın kullanıldığını açıkladı.
ABD Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda 82 bin olan çalışan sayısının 62 bine indirilmesi hedefiyle; üst düzey yöneticileri idari izne çıkarma, daha önce yapılan erken emeklilik teklifini kabul eden 10 bin çalışanın işine son verme işlemleri yapıldı. CMS’de sağlık hizmeti maliyetlerinin düşürülmesi kapsamında yaklaşık 300 çalışanın işten çıkarılması bekleniyordu.
İşten çıkarmalarla yıllık 1,8 milyar dolar tasarruf yapılacağı savunuldu. Öte yandan, 23 Demokrat eyaletin başsavcısı, Trump yönetiminin federal sağlık kurumlarına yönelik 11 milyar dolarlık finansmanı kesmesini mahkemeye taşıdı.
Sağlık harcamalarındaki kısıntılar ve personel azaltılması “verimlilik” olarak sunulurken; bu durumun uzun vadede halkın yaşam süresi ve kalitesi üzerindeki etkisi “hesaplanabilir bir maliyet” midir? sorusu da soruluyor.
Bu arada Mehmet Öz’ün kız kardeşi Seval Öz de Eylül 2025’te Senato Ticaret, Bilim ve Ulaştırma Komitesi’nin onayıyla ABD Ulaştırma Bakanlığı’nda (Department of Transportation) Bakan Yardımcılığına getirildi. Otonom sürücüsüz araçlar konusunda Google’da[vii], sürücü destek sistemleri konusunda MicroVision Inc. Yönetim Kurulunda görev aldığı, otomotiv endüstrisi liderlerine yönetim kurulu danışmanlığı yaptığı, araç teknolojisi yazılımı alanında 10 patenti bulunduğu bilgileri mevcut.

Türkiye’de Yerli ve Milli İlaç Bir de Tasarruf
AK Parti Hükümeti’nin yerli ve milli üretim söylemleri, savunma sanayii başta olmak üzere birçok konuda olduğu gibi ilaç konusunda da var.
Ancak iktidara geldiği günden beri yerli ve milli sanayi kuruluşlarını ya özelleştirme adı altında peşkeş çekiyor[viii] ya da doğrudan kapatıyor.
İlaç ve aşı üretimi yapan kamu kurumlarını da kapatan Hükümet’in, özellikle yaşanan ilaç tedariki sorunları üzerine yerlileşme ve millileşme ihtiyacı olduğunu keşfetmesi; daha sonra ilaç, aşı, tıbbi cihaz sektörlerinde Hükümet halkasına dahil oldukları anlaşılan şirketlerin kurulması ve ekonomik anlamda yolunun açılması ile doğrudan ilişkili olmalı.
Son dönemde dibe vuran, dip algısını sürekli yenileyen ekonomi yönetimi, bünyesinin kabul etmemesine rağmen defalarca sözde uygulamaya koyduğu tasarrufu başaramadığını kabullenmiş durumda. Denetim, inceleme ve soruşturma mekanizmalarını seferber etti. Trafik ve diğer ceza uygulamalarını çok seviyor.
Denetimlerde ortaya çıkan kayıp-kaçak tespiti çok yüksek. Sadece Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2021-2025 arasında 560.000 sahte sigortalı şahsı tespit etmesi ve 12.209 kişinin emekli işleminin iptaliyle ödenmiş meblağları geri tahsil etmek üzere çalışma yürütmesi bile bunun dikkat çekici örneği.
SGK’da artık olağan hale gelmiş, haksız tedavi ve ilaç ödemeleri de sürekli üzerinde durulan sistem açıklarından.
Bir de sağlık dünyasında Prof.Dr. Halit Yerebakan figürü dikkat çekici. Mehmet Öz ile gelişen ilişkisinin başlangıcıyla ilgili pek bilgi bulunmuyor. ABD’de tahsil hayatının, Türkiye’de medyada popüler olmasının, iktidardaki Ak Parti’ye angajmanının Mehmet Öz’ün hikayesiyle aynı olması ilginç. Halen Ak Parti Sağlık Politikalarından Sorumlu Başkan Yardımcısı. Mehmet Öz Türkiye’ye geldiğinde mutlaka görüştüğü ve birlikte özellikle medikal sektöründe inovasyonla ilgilenen şirketleri gezdiği şahıs. ABD’ye benzer şekilde olası kurgudaki pozisyonu gereği Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Hayatı Kurulu (yasal dayanağı yokmuş) ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti Yönetim Kurulunda görevlerde bulundu.[ix]
Sık sık konuşmalarında Amerika Tıp Dergisi’ne (The American Journal of Medicine) atıf yapmasıyla eleştiriliyor. Mezkur derginin mekanizmalarında ne yazık ki Türkiye’den bir isim bulunmuyor.
Milletvekili H.Yerebakan muhtelif kanun tekliflerine imza attı. Bunlardan biri 2024’teydi, Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi. Teklifte “ilaç üretimi yapan ve piyasaya arz eden tüzel kişilerin taşıması gereken nitelik ve koşulların Sağlık Bakanlığınca belirlenmesi, uluslararası uygulamalar da göz önünde bulundurularak ilaçların piyasaya arz sürecinin hızlandırılması ve mevzuatın uyumlaştırılması, insanlar üzerinde gerçekleştirilen bilimsel araştırmaların çağdaş uygulamalar doğrultusunda tadil edilmesi” hususlarını da içeriyordu ve kanunlaştı.
Küresel Bir “Restorasyon” mu, Yoksa Kaosun Kurumsallaşması mı?
Özetle, Donald Trump’ın ikinci dönemiyle kristalleşen ve “Donroe Doktrini” olarak kavramsallaştırılan bu yeni dönem, devlet yönetiminin bir “şirket verimliliği” ve “teolojik bir misyon” arasına sıkıştığı hibrit bir modeli temsil ediyor.
Bu içe kapanmacı ama sert müdahaleci tavır, geleneksel diplomasiyi ve uluslararası hukuku tamamen geçersiz kılan bir “güç yasası” dönemine girildiğini mi göstermektedir? Onu zaman gösterecek.
Robert F. Kennedy Jr.’ın radikal sağlık çıkışlarından Mehmet Öz’ün CMS yönetimindeki maliyet odaklı vizyonuna kadar uzanan bu süreç, sağlığın sadece tıbbi bir hizmet değil, aynı zamanda ideolojik bir disiplin ve ekonomik bir tasarruf aracı haline geldiğini gösteriyor.
ABD’deki bu “sağlık paradigması” değişimi, Türkiye örneğinde görülen Halit Yerebakan figürü ve yerli üretim söylemleriyle paralellik arz ederek; küresel çapta liyakatten ziyade sadakate, bilimsel kesinlikten ziyade popülist söylemlere dayalı bir yönetim anlayışının yükselişine işaret etmektedir.
Yani “Mehmet Öz hikayesinin Türkiye’deki ikizi” mi Halit Yerebakan?
Neticede sağlık ve kamu yönetimi; zenginler yönetiminin ve hurafelerin kıskacında yeni bir sınav veriyor.
Gelecekte bu “kırıp döken filin müzede bıraktığı enkaz mı toplanacak”, yoksa “müze bizzat filin kurallarına göre yeniden inşa mı edilecek” sorusunun cevabıyla şekillenecek.
[i] https://www.justice.gov/ag/med...
[ii] Armagedon, Kutsal Kitap’ta Vahiy 16: 12-21’de geçiyor. İslam öğretisinde Melhame-i Kübra (En Büyük Savaş) adıyla benzeri var. Dünyanın sonunu yani Kıyamet Gününü beraberinde getirecek savaş olduğu söylenir.
[iii] “Döner kapı”; Türkiye’deki kurul, başkanlık, merkez, enstitü gibi formatlarda oluşturulmuş, üst düzey yöneticilerinin ABD Başkanı’nın önermesi, senatonun onaylamasıyla göreve geldiği kamu kuruluşlarının, yürütme adına karar alıp yönlendirmesi-yönetmesine deniliyor. Türkiye’de benzerleri sadece sağlık sektöründe değil savunma sanayiinde de mevcut.
Bu konuda bazı görüşler; https://kritikbakis.com/askeri...
https://www.gzt.com/gundem/ame...
[iv] https://web.archive.org/web/20...
[v] https://www.neusoft.com/neusof...
[vi] https://www.jns.org/dr-oz-says...
[vii] Recep Tayyip Erdoğan’ın Silikon Vadisi ziyaretinde tanıtım da yapmış.
[viii] Peşkeş çekmek deyimi; başkasının malını birine bağışlamak, verilmemesi gereken bir şeyi uygunsuz bir amaçla veya yersiz olarak birine vermek anlamlarında kullanılır ve ülkedeki durumu tam da açıklamaktadır.





