HAKAN FİDAN’IN KIBRIS MESAJI: İKİ DEVLETLİ POLİTİKADA KARARLILIK…ZİYARETİN ZAMANLAMASINDA SORU İŞARETLERİ!

Hüseyin Macit Yusuf

Anavatan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 6 Kasım 2026 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği çalışma ziyaretinin ardından sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:

> Hakan Fidan: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne son derece verimli bir çalışma ziyareti gerçekleştirdik.

> Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Başbakan Ünal Üstel ve Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile görüşerek ikili ilişkilerimizi ve Kıbrıs meselesinde son dönemde yaşanan gelişmeleri ele aldık.

> Kıbrıs Türk halkının güvenliği, kalkınması ve refahını her zaman önceliğimiz olarak görüyor; Anavatan ve Garantör Devlet sıfatıyla, Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin kendi geleceklerini özgür, güvenli ve müreffeh bir şekilde inşa etmelerine yönelik desteğimizi sürdürüyoruz.

> Kıbrıs meselesinde en gerçekçi çözümün, Ada’daki iki devletin yan yana var olmasından geçtiğine inanıyoruz. Kıbrıs Türk halkının özden gelen hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi, adil ve kalıcı bir çözümün öncelikli şartıdır.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM POLİTİKASININ AÇIK TEYİDİ

Hakan Fidan’ın açıklamasını dikkatle incelediğimizde, Türkiye’nin Kıbrıs politikasının temelini oluşturan iki devletli çözüm, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü ilkelerinin korunduğunu görüyoruz.

Özellikle “Ada’daki iki devletin yan yana var olması” ifadesi son derece önemlidir.

Çünkü burada iki toplumun federal bir çatı altında yeniden birleştirilmesinden değil, Ada’daki iki devletin yan yana varlığından söz edilmektedir.

Bu yaklaşım, yıllardır savunduğumuz temel tezle örtüşmektedir.

Kıbrıs Türk halkı bir azınlık değildir. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit kurucu ortaklarından biridir. 1963 yılında anayasal ortaklığın fiilen çökmesiyle başlayan tarihî süreç, Kıbrıs Türk halkının kendi siyasi kurumlarını oluşturmasına ve 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanına uzanmıştır.

Bugün KKTC, kendi demokratik kurumları, parlamentosu, hükümeti ve devlet teşkilatıyla varlığını sürdürmektedir.

Kıbrıs meselesinde kalıcı bir çözüm aranacaksa, Ada’daki bu siyasi ve kurumsal gerçekler göz ardı edilemez.

Fidan’ın açıklamasında Türkiye’nin “Anavatan ve Garantör Devlet” sıfatının vurgulanması da ayrıca önemlidir. Bu ifade, 1960 Garanti Antlaşması’na dayanan garantörlük statüsünün ve Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının güvenliğine yönelik sorumluluğunun devam ettiğini göstermektedir.

SOSYAL MEDYA AÇIKLAMASINDAN POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ SONUCU ÇIKARILAMAZ

Burada hakkaniyetli bir değerlendirme yapmak zorundayız. Hakan Fidan’ın açıklaması kapsamlı bir diplomatik belge veya ortak deklarasyon değildir. Sosyal medya üzerinden kamuoyuna verilen kısa ve özlü bir siyasi mesajdır.

Dolayısıyla Türkiye’nin Kıbrıs politikasının bütün unsurlarının bu açıklamada tek tek sıralanmasını beklemek doğru olmayacaktır.

Örneğin KKTC’nin uluslararası tanınmasına yönelik doğrudan bir çağrı yapılmamış, federasyon müzakerelerine dönülmeyeceği ayrıca belirtilmemiş, Türk askerinin Ada’daki varlığının devamına ilişkin özel bir ifade kullanılmamıştır.

Ancak bunlardan Türkiye’nin söz konusu politikalarından vazgeçtiği sonucu çıkarılmamalıdır.

Sosyal medya mesajının kısa tutulması, iletişim ortamının niteliğinden veya temel siyasi ilkelerin özellikle öne çıkarılmak istenmesinden kaynaklanmış olabilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden yaptığı KKTC’nin tanınması çağrıları da dikkate alındığında, yalnızca bu açıklamada tanınma çağrısının tekrarlanmamasını bir politika değişikliği olarak yorumlamak isabetli değildir.

Bununla birlikte, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün tescili ile diplomatik tanınma birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte aynı hukuki işlem değildir.

Benim görüşüm açıktır: KKTC’nin uluslararası tanınması, belirsiz müzakerelerin sonunda elde edilmesi umulan bir ödül değil, bağımsız bir diplomatik hedef olmalıdır.

FİDAN’IN KKTC ZİYARETİNİN ZAMANLAMASI TESADÜF MÜ?

Hakan Fidan’ın açıklamasının içeriği kadar, KKTC ziyaretinin zamanlaması da üzerinde durulması gereken önemli bir husustur.

Çünkü ziyaret, Kıbrıs meselesinde diplomatik temasların yoğunlaştığı ve 9 Kasım Pazartesi günü yapılması öngörülen üçlü görüşmenin hemen öncesinde gerçekleşmiştir.

Gelişmelerin kronolojisine bakalım.

3 Kasım Salı günü, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri ile Büyükelçilikte bir araya geldi.

Holguin, görüşmede Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay’dan gelen bir mesajın kendisine iletildiğini açıkladı.

Daha sonra bu mesajı Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’e aktardı.

Mesajın içeriği kamuoyuyla paylaşılmadı.

Hristodulidis ise 5 Kasım tarihinde yaptığı açıklamada, Holguin’in kendisine hafta sonu bazı somut gelişmeler yaşanabileceği ihtimalinden söz ettiğini belirtti.

Bütün bu gelişmelerin ardından Hakan Fidan, 6 Kasım Cuma günü KKTC’ye gelerek Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Başbakan Ünal Üstel ve Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile görüştü.

Üç gün sonra ise Erhürman, Hristodulidis ve Holguin’in bir araya gelmesi bekleniyor.

Bu diplomatik trafiğin zamanlaması dikkat çekicidir.

Fidan’ın ziyareti önceden planlanmış olabilir. Ancak Ankara’dan Holguin’e mesaj iletilmesinin ve hafta sonuna ilişkin gelişme beklentilerinin hemen ardından gerçekleşmesi, ziyaretin bu süreçle bağlantılı olabileceği yorumlarını gündeme getirmiştir.

Burada cevap bekleyen temel soru şudur:

Ankara’dan Holguin’e iletilen mesajın içeriği neydi ve Hakan Fidan’ın KKTC ziyareti bu mesajla bağlantılı mıydı?

YENİ GEÇİŞ KAPILARINDA UZLAŞMA MI SAĞLANDI?

Son günlerdeki diplomatik temasların merkezinde güven yaratıcı önlemler ve özellikle yeni geçiş kapılarının açılması konusu bulunmaktadır.

Haspolat, Akıncılar-Limya, Kiracıköy-Gaziler-Eğlence bağlantısı ve Kambo-Gemikonağı güzergâhları üzerinde çeşitli önerilerin değerlendirildiği basına yansımıştır.

Mayın temizliği konusunun da görüşülen paket içerisinde bulunduğu belirtilmektedir.

Holguin’in taraflardan kısa süre içerisinde yanıt beklemesi, Hristodulidis’in hafta sonunu işaret etmesi ve Fidan’ın KKTC ziyareti, geçiş kapıları konusunda ilerleme sağlanmış olabileceği şeklinde yorumlanmıştır.

Ancak henüz kamuoyuna açıklanmış kesin bir mutabakat bulunmamaktadır.

Dolayısıyla ortada kabul edilmiş bir anlaşma varmış gibi değerlendirme yapmak doğru olmaz.

Bununla birlikte, bir uzlaşmaya varılmışsa hangi şartlarda gerçekleştiği mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

Daha önce reddedilen güzergâhlar yeniden mi gündeme alınmıştır?

Taraflar arasında karşılıklı ve dengeli bir düzenleme mi yapılmıştır?

Yoksa yalnızca yeni bir diplomatik toplantının önünü açmak amacıyla önceki tutumlarda değişikliğe mi gidilmiştir?

Bu soruların cevapları önemlidir.

SIRF 5+1 TOPLANTISI YAPILSIN DİYE TAVİZ VERİLMEMELİDİR

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus bulunmaktadır.

KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın görev döneminde yeni geçiş kapıları konusunda bazı öneriler, güzergâhlar ve güvenlik gerekçeleri üzerinde anlaşma sağlanamamıştı.

Bugün aynı konuların yeniden değerlendirilmesi elbette mümkündür.

Şartlar değişmiş, yeni düzenlemeler geliştirilmiş veya karşılıklı çıkarları gözeten farklı bir uzlaşma zemini ortaya çıkmış olabilir.

Ancak önceki dönemde kabul edilmeyen bir önerinin bugün hangi gerekçeyle kabul edildiği, böyle bir karar alınmışsa, kamuoyuna açıklanmalıdır.

Özellikle sırf genişletilmiş 5+1 toplantısının yapılabilmesi veya diplomatik süreçte ilerleme görüntüsü verilmesi amacıyla tek taraflı ödünler verilmesi, ciddi siyasi tartışmaları beraberinde getirecektir.

Çünkü bir toplantının yapılması, kendi başına diplomatik başarı anlamına gelmez.

Asıl önemli olan, toplantının hangi siyasi zeminde gerçekleştirileceği ve Kıbrıs Türk halkının temel haklarına nasıl hizmet edeceğidir.

Benim görüşüme göre, güven yaratıcı önlemler egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü ilkelerinin yerine geçirilemez.

Yeni geçiş kapılarının açılması günlük yaşamı kolaylaştırabilir, ekonomik ilişkileri geliştirebilir ve iki taraf arasındaki temaslara katkı sağlayabilir.Ancak bunlar Kıbrıs meselesinin özlü, bütünlüklü ve kapsamlı çözümünün yerine geçemez.

Hele yalnızca müzakere sürecinin yeniden başlaması için tek taraflı tavizler verilmişse, bunun uzun vadeli siyasi sonuçları dikkatle değerlendirilmelidir.

FEDERASYON DEFTERİ YENİDEN AÇILMAMALIDIR

Kıbrıs meselesinde yarım asrı aşan müzakere tecrübesi, geçmiş yöntemlerin sorgulanmasını zorunlu kılmıştır.

2004 Annan Planı referandumları ve 2017 Crans-Montana görüşmelerinin sonuçsuz kalması, federal çözüm arayışlarının karşılaştığı temel siyasi sorunları ortaya koymuştur.

Benim görüşüm, Kıbrıs Türk halkının yeniden ucu açık federasyon müzakerelerine sürüklenmemesi gerektiği yönündedir.

Elbette Ada’daki iki taraf arasında günlük hayatı kolaylaştıracak teknik görüşmeler yapılabilir. Ticaret, sağlık, çevre, enerji ve diğer ortak ihtiyaçlar konusunda temaslar sürdürülebilir.

Ancak bu temasların kapsamlı siyasi çözüm müzakereleriyle birbirine karıştırılmaması gerekir.

Özellikle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri ve Doğu Akdeniz’deki askerî gelişmeler dikkate alındığında, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantisinin korunması da vazgeçilmezdir.

Bu nedenle güvenlik, egemenlik ve uluslararası statü meselelerinin günlük iş birliği düzenlemeleriyle aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyorum.

PAZARTESİ GÜNKÜ ÜÇLÜ GÖRÜŞME NEYİ ORTAYA KOYACAK?

9 Kasım Pazartesi günü yapılması öngörülen Erhürman-Hristodulidis-Holguin görüşmesi, son günlerdeki diplomatik hareketliliğin hangi yönde geliştiğini anlamak bakımından önemlidir.

Bu görüşmede yalnızca geçiş kapılarının mı ele alınacağı, yoksa kapsamlı müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin yeni bir yöntem arayışının mı öne çıkacağı dikkatle izlenmelidir.

Hristodulidis’in görüşmelerin yalnızca güven yaratıcı önlemlerle sınırlı olmadığını, müzakere yöntemi ve Kıbrıs meselesinin özüyle ilgili konuları da kapsadığını belirtmesi bu bakımdan önem taşımaktadır.

Asıl mesele, Kıbrıs Türk tarafının hangi siyasi zeminde ilerleyeceğidir.

Fidan’ın ziyaretinin zamanlaması birtakım soruları beraberinde getirmiştir. Ancak bunların cevabı varsayımlarda değil, üçlü görüşmenin sonuçlarında ve tarafların açıklayacağı somut mutabakatlarda aranmalıdır.Bizim için belirleyici olan, kaç toplantı yapıldığı değil, Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarının ve uluslararası statüsünün nasıl korunduğudur.

DİPLOMATİK SÖYLEM SOMUT ADIMLARLA DESTEKLENMELİDİR

Türkiye’nin iki devletli çözüm politikasının uluslararası diplomasiye nasıl yansıtılacağı, bundan sonraki dönemin temel meselelerinden biri olacaktır.

KKTC’nin tanınması yönünde hangi yeni girişimler yapılacaktır?

Türk Devletleri Teşkilatı ve diğer uluslararası platformlarda KKTC’nin konumu nasıl güçlendirilecektir?

Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların aşılması için hangi somut adımlar atılacaktır?

Bu sorular, açıklanan siyasi ilkelerin diplomatik uygulamalara nasıl dönüştürüleceğini anlamak bakımından önemlidir.

İki devletli çözüm politikasının başarısı, yalnızca uluslararası açıklamalarda değil, KKTC’nin uluslararası konumunu güçlendirecek somut gelişmelerde aranmalıdır.

SONUÇ: POLİTİKADA SAPMA İŞARETİ YOK, ZİYARETİN ZAMANLAMASI İSE SORGULANMALI

Hakan Fidan’ın 6 Kasım 2026 tarihli açıklamasında Türkiye’nin iki devletli çözüm politikasından uzaklaştığını gösteren açık bir ifade bulunmamaktadır.

Aksine, iki devletin yan yana varlığı, egemen eşitlik, eşit uluslararası statü ve Türkiye’nin garantörlüğü vurgulanmaktadır.

Bu nedenle açıklamayı diplomatik bir geri adım olarak yorumlamak için yeterli gerekçe görmüyorum.

Ancak Fidan’ın KKTC ziyaretinin zamanlaması, Holguin’e iletilen mesaj, Hristodulidis’in hafta sonuna ilişkin açıklaması ve pazartesi günü yapılması öngörülen üçlü görüşme öncesindeki diplomatik hareketlilik, üzerinde durulması gereken gelişmelerdir.

Özellikle yeni geçiş kapıları konusunda bir mutabakat sağlanmışsa, bunun hangi şartlarda gerçekleştiği ve daha önce kabul edilmeyen önerilerde değişiklik yapılıp yapılmadığı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Sırf yeni bir 5+1 toplantısının önünü açmak amacıyla tek taraflı taviz verilmesi ihtimali de dikkatle değerlendirilmelidir.

Çünkü güven yaratıcı önlemler, Kıbrıs meselesinin kapsamlı çözümünün yerine geçemez.

Benim temel beklentim değişmemiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsünden yaptığı tanınma çağrıları, KKTC’nin uluslararası konumunu güçlendirecek kararlı ve sürekli diplomatik girişimlerle desteklenmelidir.

Hakan Fidan’ın açıklaması, iki devletli çözüm politikasındaki devamlılığın mesajı olarak okunabilir. Ancak bu devamlılığın diplomatik uygulamalarda da korunması esastır.

Bundan sonraki süreçte asıl mesele, ilan edilen siyasi ilkelerle atılacak diplomatik adımlar arasında tutarlılık bulunup bulunmadığıdır.

Çünkü benim için nihai hedef açıktır:

KKTC’nin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmasıdır.

KKTC vardır, yaşayacaktır. Hedef, bu varlığın uluslararası alanda tanınmasıdır.

Yayınlanan tüm makale ve yorumların yasal sorumluluğu yazarlarına aittir. Başkent Ankara Strateji Enstitüsü, bu içeriklerden dolayı herhangi bir sorumluluk kabul etmez.
Etiketlendi:

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız