Yazar: Dr. Huzur KESKİN 29.06.2026
Giriş: Jeopolitik Satrançta Türkiye’nin Belirleyici Rolü
Doğu Akdeniz’in jeopolitik haritası, enerji kaynaklarının keşfiyle birlikte yeniden çizilirken, Türkiye bu dönüşümün hem en önemli aktörü hem de en fazla hedef alınan ülkesi konumundadır. Üç kıtanın kesişim noktasındaki stratejik konumu, iki bin kilometreyi aşan kıyı şeridi ve tarihsel derinliği, Türkiye’yi bölgedeki en kapsamlı deniz yetki alanı iddiasına sahip ülke yapmaktadır. 2026 yılının başından itibaren, özellikle 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonlar ve buna karşılık İran’ın bölgedeki Batılı hedeflere yönelik misillemeleri, Kıbrıs’ı doğrudan ateş hattına sokarken, Türkiye’yi de bölgesel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez unsuru olarak öne çıkarmıştır.[1] Bölgedeki üç trilyon metreküpü aşan doğal gaz rezervleri, Türkiye için hem enerji arz güvenliği hem de ekonomik kalkınma açısından hayati önem taşımaktadır. Doğu Akdeniz Gaz Forumu gibi Türkiye’yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlayan yapılar, Doğu Akdeniz Kapı Yasası gibi Ankara’yı bypass eden kurumsallaşan girişimler ve enerji nakil projelerindeki rekabet, bölgedeki denklemlerin Turkiye’nin katılımı olmadan sürdürülemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Bu çalışma, yakın dönemdeki gelişmeleri Türkiye’nin enerji stratejisi ve ekonomik hedefleri bağlamında ele alarak, Doğu Akdeniz’deki çok katmanlı rekabetin enerji altyapısı, askeri ittifaklar, küresel ticaret koridorları ve uluslararası yaptırım politikaları üzerinden nasıl şekillendiğini ve Türkiye’nin bu denklemdeki belirleyici konumunu incelemektedir. Çalışmanın temel argümanı, Türkiye’nin bölgede ne tamamen oyun kurucu ne de oyundan dışlanabilecek bir aktör olduğu; Karadeniz gazı, derin deniz teknolojisi ve coğrafi avantajı gibi asimetrik güç kartlarını enerji diplomasisinde etkin şekilde kullanarak manevra alanını koruma ve bölgesel dengeleri lehine dönüştürme imkanına sahip olduğudur.
Kıbrıs: Donmuş İhtilaftan Esnek Çözüm Arayışına ve Turkiye’nin Kırmızı Çizgileri
Kıbrıs meselesinde 2017 Crans-Montana zirvesinden bu yana devam eden tıkanıklık, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’in yürüttüğü yeni diplomatik girişimle birlikte dikkat çekici bir dönüşüm sinyali vermektedir.[2] Politis gazetesinin edindiği bilgilere göre, bu yaz için planlanan “5+1” konferansında masaya konulması beklenen model, klasik “ağır federasyon” yapısından farklı olarak, her iki tarafın da farklı okumalar yapabileceği esnek bir formül üzerine inşa edilmektedir.[3] Bu model, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “federasyon”, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ise “konfederasyon” olarak yorumlayabileceği şekilde tasarlanmıştır. Siyasi özü, Rum tarafının ısrarla savunduğu “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon” ile Türk tarafının üzerinde durduğu “egemen eşitlik” ve siyasi statü tanınması arasındaki uçurumu, “yapıcı muğlaklık” yoluyla köprülemektir.[4]
Ankara bu sürece son derece temkinli yaklaşmakta ve mevcut müzakere parametrelerini Türkiye’nin ulusal çıkarları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı açısından değerlendirmektedir. Türk dış politika elitlerine göre geçmişteki Annan Planı ve Crans-Montana süreçleri, ucu açık muğlaklıkların Rum tarafına zaman kazandırdığını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki izolasyonları kalıcılaştırdığını ve statükoyu Türk tarafı aleyhine sabitlediğini kanıtlamıştır. Holguín’in önceki arabuluculardan farklı olarak çok daha dinamik bir yöntem izlediği; yalnızca iki liderle değil, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, garantör ülkeler ve Avrupa Birliği ile de kapsamlı görüşmeler yürüttüğü belirtilmektedir.[5] Turkiye, bu süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi gerektiğini ısrarla vurgulamakta, adadaki iki devletli çözümün alternatifsiz olduğunu savunmaktadır.
Masada şekillenen formülün temelinde toprak iadesi karşılığında tanınma takası bulunsa da, Türkiye bu takasın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti aleyhine işleyen bir denkleme dönüşmesine izin vermeyecektir. Toprak boyutunda, müzakerelerin temel dayanağının Crans-Montana haritası olduğu ve özellikle Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın belirli bölümlerinin iadesiyle Rum tarafına somut bir kazanım sağlanması hedeflenmektedir.[6] Tanınma boyutunda ise Türk tarafı siyasi eşitliklerinin yalnızca retorik düzeyde değil, yeni devletin işlevsel bir unsuru olarak tanınmasını talep etmektedir.[7] Holguín’in şekillendirdiği plana göre önerilen model, iki kurucu devlet arasında “gevşek” bir ilişkiye sahip bir devlet yapısını tarif etmektedir. Daha önceki aşamalarda tartışılan 120 ortak yetki yerine, ortak yetkilerin radikal biçimde azaltılması ve günlük yönetimin büyük ölçüde iki kurucu devlete devredilmesi öngörülmektedir.[8] Turkiye açısından bu model, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin iç işleyişindeki özerkliğini güvence altına alması bakımından incelenmeye değer bulunsa da, siyasi eşitliğin ve garantörlük haklarının somut güvencelere bağlanması şartı aranmaktadır.
Garantörlük konusunda Türkiye’nin pozisyonu nettir: 1960 garantörlük sisteminin korunması veya Türk askerinin adadan çekilmesi için uzun bir geçiş süresi öngörülmesi talep edilmektedir. Rum tarafı garantörlüğün tamamen kaldırılmasını isterken, Birleşmiş Milletler’in bu konuda NATO’yu orta yol olarak değerlendirdiği ifade edilmektedir. Holguín’in Ankara temaslarında bu konunun Turkiye tarafından tamamen dışlanmadığı, ancak daha kapsamlı bir çözümün parçası olarak görüldüğü aktarılmaktadır.[9] Türkiye, Kıbrıs’taki askeri varlığının adadaki Türk toplumunun güvenliğinin teminatı olduğunu ve bu güvence olmadan hiçbir çözüm formülünün kabul edilemeyeceğini açıkça ifade etmektedir.
Enerji Jeopolitiği ve Türkiye’nin Merkezi Rolü
Doğu Akdeniz’deki enerji denklemi, 2026 yılı başında Turkiye’nin devlet petrol şirketi TPAO ile Amerikan enerji devi ExxonMobil arasında imzalanan mutabakat zaptı ile Turkiye lehine önemli bir dönüşüm kazanmıştır. Anlaşma, Karadeniz ve Akdeniz’deki yeni arama alanlarını ve uluslararası potansiyel sahaları kapsamaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, bu işbirliğinin amacını “derin deniz arama ve sondajındaki teknik yeteneklerimizi, ExxonMobil’in uluslararası deneyimiyle birleştirerek, operasyonel etkinliğimizi artırmayı ve yeni keşiflerin önünü açmayı hedefledik” şeklinde açıklamıştır.[10]
Forbes’ta yer alan analize göre, bu anlaşma yalnızca ticari bir ortaklık olarak değerlendirilmemeli; ticari, diplomatik ve yapısal olmak üzere üç farklı düzeyde okunmalıdır. Diplomatik boyutta anlaşmanın en dikkat çekici yanı, Akdeniz bileşeninin de yer almasıdır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu duruma kaygıyla yaklaşmakta; anlaşma, Rum kesiminde “alarm zilleri” çaldırmaktadır. Forbes analizine göre bu hamle, Türkiye’nin Doğu Akdeniz enerji geometrisinde “dışlanmış bir aktör” olarak değil, “parçası” olarak görülme stratejisinin bir yansımasıdır.[11] Türkiye, bu anlaşmayla birlikte Batı sermayesini kendi enerji vizyonuna entegre etmeyi ve bölgedeki dışlanma politikalarını kırmayı başarmıştır.
İşin arka planındaki teknik korelasyon ise Türkiye’nin elde ettiği stratejik kazanımın boyutlarını göstermektedir. ExxonMobil, Türkiye’nin Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda rüştünü ispatladığı derin deniz üretim teknolojisine ve operasyonel kabiliyetine ortak olmak istemektedir. Türkiye ise Karadeniz’deki bu ticari cazibesini ve üretim gücünü Doğu Akdeniz’deki diplomatik sıkışmışlığı aşmak için bir takas unsuru olarak masaya sürmektedir. Böylece Exxon’un Kıbrıs’ın güneyinde yürüttüğü faaliyetler askeri ve siyasi bir gerilim noktası olmaktan çıkarılıp, Ankara ile Washington arasında bir denge mekanizmasına dönüştürülmektedir.[12]
Doğu Akdeniz gazının nasıl taşınacağı konusunda Türkiye’nin önerdiği model, bölgesel enerji arz güvenliği açısından en rasyonel çözümü sunmaktadır. Mısır’ın sahip olduğu devasa LNG tesisleriyle gazı sıvılaştırıp tankerlerle dünyaya satma stratejisine karşılık, Türkiye kendisini bir “transit hattı, ticaret merkezi ve dengeleme pazarı” olarak konumlandırmaktadır. Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti doğal gaz boru hattı projesi bu stratejinin altyapı ayağını oluştururken, ileride Doğu Akdeniz gazının “ters akış” mekanizmasıyla TANAP ve TürkAkım gibi mevcut hatlara entegre edilerek Avrupa’ya taşınması hedeflenmektedir.[13] Bu model, Avrupa’nın enerji arz güvenliği açısından en kısa, en güvenli ve en ekonomik rotayı sunmakta, Rusya ve Katar gibi alternatif tedarikçilere bağımlılığı azaltmaktadır.
Ancak Doğu Akdeniz Gaz Forumu, İsrail’in öncülüğünde, ABD ve AB desteğiyle kurulan ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni dışlayan bir yapıdır. Forum, Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, İsrail, Lübnan, Filistin, Ürdün ve İtalya’dan oluşmaktadır. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin forumun dışında tutulması, bölgedeki enerji işbirliğinin Ankara ve Lefkoşa’sız kurumsallaştırılması çabasının bir parçasıdır. Türkiye, EMGF’yi meşru haklarının gaspı olarak görmekte ve bölgedeki enerji kaynaklarının adil paylaşımı için Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sürece dahil edilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Askeri İttifaklar ve Türkiye’ye Yönelik Çevreleme Politikaları
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki meşru haklarını koruma çabalarına karşı Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasındaki savunma işbirliği 2026 itibarıyla önemli ölçüde derinleşmiştir. Üç ülke arasında 2026 askeri işbirliği çerçevesi imzalanmış; ortak tatbikatlar, deniz güvenliği, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayi işbirliği kararlaştırılmıştır. Arap medyasına göre yaklaşık iki bin beş yüz kişilik bir hızlı müdahale gücü oluşturulması tartışılmaktadır; bu gücün bin askerinin İsrail’den, bin askerinin Yunanistan’dan ve beş yüz askerinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden sağlanması öngörülmektedir. Bu gücün daimi olmayacağı, ancak bölgesel krizlerde hızla devreye girebileceği belirtilmektedir.[14] Türkiye, bu ittifakı doğrudan kendisini hedef alan ve Mavi Vatan doktrinini zayıflatmayı amaçlayan bir çevreleme girişimi olarak değerlendirmektedir.
Yunanistan’ın İsrail ile yürüttüğü “Aşil Kalkanı” projesi, Türkiye’nin askeri caydırıcılığını kırmayı hedefleyen önemli bir unsurdur. Yunanistan, İsrail’den orta ve uzun menzilli hava savunma ve balistik füze savunma sistemleri tedarik etmek için görüşmeler yürütmekte; Yunanistan parlamentosu ayrıca, Türkiye ile olan kuzeydoğu sınırında ve Ege adalarında savunmayı güçlendirmek amacıyla İsrail yapımı PULS roket topçu sistemlerinin satın alınmasını onaylamıştır. Yunan ve İsrail savunma yayınlarında yer alan analizlere göre, bu çok katmanlı modernizasyon hamlesinin birincil hedefi, Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’deki asimetrik İHA ve SİHA üstünlüğünü ve sürü doktrinlerini köreltmektir.[15] Türkiye ise yerli savunma sanayiindeki atılımlarla bu tehditlere karşı kendi karşı önlemlerini geliştirmekte, ANKA-3, Bayraktar TB3, KIZILELMA ve AKINCI gibi milli platformlarla hava üstünlüğünü korumaya devam etmektedir.
Bu askeri ittifak, aynı zamanda Türkiye’yi bölgesel enerji altyapısından dışlama amacı taşımaktadır. Doğu Akdeniz’deki gaz boru hatları, sondaj gemileri ve LNG tesisleri, Türkiye karşıtı bir ittifakın koruması altında inşa edilmeye çalışılmaktadır. Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-İsrail eksenindeki askeri işbirliği, bu altyapıların güvenliğini sağlama amacı taşırken, aynı zamanda Türkiye’ye yönelik bir caydırıcılık unsuru olarak da işlev görmektedir. Türkiye ise bu çevreleme politikasına karşı Libya ile yaptığı deniz yetki alanı anlaşması, Mısır ile normalleşme süreci ve Katar, Azerbaycan, Pakistan gibi müttefikleriyle stratejik işbirlikleri geliştirerek karşılık vermektedir.
Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki Akrotiri ve Dikelya Egemen Üs Bölgeleri, 2026 İran kriziyle birlikte Türkiye açısından stratejik önemini daha da artırmıştır. Şubat 2026 başında Akrotiri’ye altı adet F-35 savaş uçağı konuşlandırılması ve HMS Dragon muhribinin Doğu Akdeniz’e ulaşması, üslerin sadece savunma amaçlı değil, aynı zamanda Türkiye’yi çevreleyen askeri varlığın bir parçası olarak da işlev görebileceği endişesini doğurmaktadır. Başbakan Keir Starmer’ın “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin güvenliğinin Birleşik Krallık için temel olduğunu” vurgulaması ve üslerin “saldırı amaçlı operasyonlar için kullanılmayacağını” taahhüt etmesi, İngiltere’nin bölgedeki dengeleyici rolünü koruma çabası olarak okunabilir. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis Başkanı Ziya Öztürkler, “Birleşik Krallık’ın üsleri aracılığıyla İsrail ve ABD’nin yanında yer almasının adayı doğrudan riske attığı” uyarısında bulunmuştur.[16] Türkiye, bu üslerin kendi aleyhine kullanılmayacağına dair somut güvenceler talep etmekte ve üslerin statüsünün Kıbrıs müzakerelerinin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini savunmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Stratejik Angajmanı ve Türkiye’ye Etkileri
Haziran 2026’da Houston’da açılan Doğu Akdeniz Enerji Merkezi, 2019 EastMed Act’ın önemli bir hükmünün hayata geçirilmesi olmakla birlikte, Türkiye’nin katılımı olmadan bölgesel enerji işbirliğinin sürdürülemez olduğunu da göstermektedir. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, merkezin kuruluşunu “enerji bolluğu” vizyonunun bir parçası olarak nitelendirmiş ve “ticaret ve yatırımın istikrar için bir güç olabileceğine” inandığını belirtmiştir. Yunanistan Enerji Bakanı Stavros Papastavrou, merkezin açılışını dört ülke arasındaki işbirliği için “dönüm noktası” olarak tanımlamış ve “enerji asla silah olarak kullanılmamalıdır” mesajını vermiştir.[17] Türkiye ise bu merkezin kuruluşunu, kendisini dışlayan bir yapılanma olarak değerlendirmekte, bölgedeki enerji işbirliğinin Türkiye’nin katılımı olmadan anlamlı bir sonuca ulaşamayacağını savunmaktadır.
ABD, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasındaki “3+1” işbirliği formatı, 2019 EastMed Act ile başlatılan ve giderek kurumsallaşan bir çerçevedir. Bakan Wright, bu formatın “Başkan Trump’ın ilk döneminden itibaren stratejisinin bir parçası olduğunu” belirtmiştir. ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle, merkezi “3+1 ortaklığı için tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendirmiş ve “enerji işbirliğinin küresel istikrarın belkemiği olduğunu” vurgulamıştır.[18] Turkiye, bu yapılanmayı kendisini bölgesel enerji denkleminden dışlamaya yönelik kasıtlı bir girişim olarak görmekte, buna karşılık olarak enerji diplomasisini çeşitlendirme ve yeni ortaklıklar geliştirme stratejisini sürdürmektedir.
17 Haziran 2026’da ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nden geçen Doğu Akdeniz Kapı Yasası, Türkiye açısından en ciddi tehditlerden birini oluşturmaktadır. Yasa, bölgeyi Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru içinde stratejik bir merkez olarak konumlandırmayı hedeflemekte ve Türkiye’yi tamamen bypass etmektedir. Yasa, “3+1” formatı, Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve İbrahim Anlaşmaları gibi diplomatik girişimlerde ABD liderliğini sürdürmeyi, enerji, ulaştırma ve savunma projelerinin IMEC koridoru içinde entegrasyonunu desteklemeyi öngörmektedir.[19]
Türkiye, bu yasayı coğrafi avantajının sistematik biçimde yok sayılması ve kendisinin bölgesel bir risk faktörü olarak kodlanması olarak değerlendirmektedir. 2026 başındaki İran krizi ve Kızıldeniz’deki güvensizlik ortamı, IMEC’i Batı için önemli bir rota haline getirirken, Türkiye’nin bu koridorun dışında tutulması, Ankara’nın küresel ticaretteki belirleyici konumunu zedelemeye yönelik bir girişim olarak görülmektedir. Ancak Türkiye, bu tür girişimlerin uzun vadede sürdürülemez olduğunu, coğrafi gerçekliklerin siyasi tercihlerden daha belirleyici olduğunu savunmaktadır. Türkiye’nin sistematik biçimde dışlandığı bir Avrasya mimarisi, Washington’un Çin’i çevreleme stratejisinin etkinliğini azaltabilecek sonuçlar doğurabilir. Paradoksal biçimde Türkiye’nin dışlandığı her jeopolitik proje, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi için ilave fırsatlar üretmekte, bu da Türkiye’nin elini güçlendirmektedir.
ABD’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik angajmanı, aynı zamanda Grönland’daki askeri varlığına ilişkin tartışmalarla da bağlantılıdır. Ocak 2026’da, Başkan Trump’ın NATO ile vardığı “çerçeve anlaşma” kapsamında, ABD’nin Grönland’da Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki Egemen Üs Bölgeleri’ne benzer statüde askeri üsler kurması önerisi gündeme gelmiştir.[20] Türkiye, bu modelin Kıbrıs’taki Egemen Üs Bölgeleri’nin statüsüne ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirebileceğini ve adadaki dengeleri etkileyebileceğini değerlendirmektedir.
Avrupa Birliği’nin Rolü: Türkiye’ye Yaptırım ve Çifte Standart
Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesinde Rum tarafını destekleyen tutumunu net bir şekilde sürdürmekte ve Türkiye aleyhine çifte standart uygulamaktadır. Haziran 2026’da Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen bir kararda, Kıbrıs sorununun “tek uluslararası kişiliğe, tek egemenliğe ve tek vatandaşlığa sahip iki bölgeli, iki toplumlu federasyon” temelinde çözülmesi gerektiği vurgulanmış ve Türkiye’nin “iki devletli” pozisyonundan vazgeçmesi çağrısında bulunulmuştur.[21] Türkiye, bu kararı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru haklarını ve Türk toplumunun egemen eşitliğini yok sayan, taraflı bir yaklaşım olarak değerlendirmektedir.
Avrupa Birliği, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine yönelik kısıtlayıcı önlemleri Kasım 2026’ya kadar uzatmıştır. Türkiye, bu yaptırımları uluslararası hukuka aykırı ve çifte standart içeren uygulamalar olarak görmekte, kendi kıta sahanlığındaki meşru haklarını kullanmasının engellenmeye çalışıldığını savunmaktadır. Euractiv’in haberine göre ise AB, Kıbrıs müzakerelerinde “aktif bir rol” oynamaya hazır olduğunu belirterek, Türkiye ile “kontrollü gerilim” stratejisini sürdürme eğilimindedir.[22] Türkiye, AB’nin bu yaklaşımını samimiyetsiz bulmakta, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifinin canlı tutulduğu sürece yapıcı diyaloğun mümkün olabileceğini, aksi takdirde Turkiye’nin kendi ulusal çıkarlarını korumakta kararlı olduğunu vurgulamaktadır.
Birleşik Krallık ve ABD Politikalarının Türkiye Açısından Değerlendirmesi
Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Doğu Akdeniz’deki yaklaşımları, Türkiye açısından hem fırsatlar hem de ciddi riskler barındırmaktadır. Fırsatlar ve işbirliği potansiyeli açısından, Türkiye ile Birleşik Krallık arasında imzalanan Stratejik Çerçeve Anlaşması, savunma, enerji ve teknoloji alanlarında işbirliğine zemin hazırlamaktadır. Birleşik Krallık’ın AB üyesi olmaması ve NATO içindeki kilit konumu, Türkiye’ye Avrupa Birliği’nin kısıtlayıcı çerçevesi dışında diplomatik bir kanal sunmaktadır. TPAO-ExxonMobil anlaşması, Türkiye’yi Doğu Akdeniz enerji denkleminde “ortak” konumuna taşıma ve Batı sermayesini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşruiyetine dolaylı olarak entegre etme potansiyeline sahiptir. Başbakan Starmer’ın üslerin “saldırı amaçlı operasyonlar için kullanılmayacağı” yönündeki taahhüdü, Türkiye’nin bu üslerin kendisine veya bölgesel çıkarlarına karşı doğrudan bir saldırı platformu olarak kullanılmasına yönelik endişelerini kısmen hafifletmektedir.[23]
Riskler ve zorluklar açısından ise, ABD’nin Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile kurumsallaşan “3+1” işbirliği, Türkiye’yi dışlayan bir bölgesel ittifak yapısı oluşturmaktadır. Doğu Akdeniz Kapı Yasası’nın kabulü, bu çerçevenin ABD dış politikasında kalıcı bir unsur haline geldiğini göstermektedir. American Hellenic Institute’nin 2026 Politika Bildirileri, ABD’nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile stratejik ortaklığını “istikrarlı, demokratik ortaklar” olarak tanımlamakta ve Türkiye’nin eylemlerini “istikrarsızlaştırıcı” olarak nitelendirmektedir.[24] Türkiye, bu tür tek taraflı ve taraflı değerlendirmeleri reddetmekte, kendi politikalarının uluslararası hukuka ve meşru haklarına dayandığını savunmaktadır.
Birleşik Krallık’ın Akrotiri’ye F-35 savaş uçakları ve HMS Dragon muhribi konuşlandırması, ABD’nin bölgedeki askeri angajmanıyla birleştiğinde, Türkiye’nin bölgesel askeri üstünlüğüne yönelik ciddi bir meydan okuma oluşturmaktadır. “Büyük Deniz Enterkonnektörü” ve Doğu Akdeniz Enerji Merkezi gibi projeler, Türkiye’yi bypass eden bir enerji altyapısı vizyonunu somutlaştırmaktadır.
ABD’nin Doğu Akdeniz’deki stratejisi, Türkiye açısından bir çelişki barındırmaktadır: bir yandan Türkiye ile enerji alanında işbirliğini mümkün kılarken, diğer yandan Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile kurumsallaşan bir ittifak yapısı inşa etmektedir. Bu çift yönlü yaklaşım, Washington’un Türkiye’yi tamamen dışlamadan, bölgede kendi çıkarlarını maksimize etme hedefini yansıtmaktadır. İsrail Hayom’daki analize göre, ABD’nin bölgede “tutarlı bir politikası yok gibi görünmektedir”; Atina, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Kudüs arasındaki ittifakın Washington’a bölgesel gerçeklikleri daha iyi anlatmak için daha fazla koordinasyona ihtiyacı vardır. Aynı analiz, Türkiye’yi “neo-Osmanlı ve İslamcı saiklerle hareket eden revizyonist bir güç” olarak tanımlamakta ve “Türkiye’yi çevrelemenin önemli bir zorluk olmaya devam edeceğini” belirtmektedir.[25] Türkiye, bu tür tanımlamaları reddetmekte, kendi politikalarının ulusal çıkarlar ve uluslararası hukuk çerçevesinde şekillendiğini, “revizyonist” suçlamalarının ise Türkiye’nin meşru haklarını savunmasının haksız bir şekilde karalanması olduğunu savunmaktadır.
Değerlendirme ve Sonuç: Türkiye’nin Stratejik Duruşu ve Gelecek Perspektifi
Yabancı basın ve düşünce kuruluşlarının analizleri bütüncül olarak okunduğunda, Doğu Akdeniz jeopolitiğinde Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablo, bir yandan önemli fırsatlar ve kaldıraçlar sunarken, diğer yandan ciddi riskler ve zorluklar barındırmaktadır. Ancak Türkiye, bu denklemde pasif bir aktör olmayıp, kendi stratejik hedeflerini belirleyen ve bu hedefler doğrultusunda hareket eden bir bölgesel güç olmakta ısrarcı ve kararlı olmalıdır.
Fırsatlar ve kaldıraçlar arasında enerji hub’ı potansiyeli ve ekonomik kazanımlar ilk sırada gelmektedir. TPAO-ExxonMobil işbirliği, Türkiye’yi “dışlanmış” olmaktan çıkarıp “ortak” konumuna taşıma potansiyeline sahiptir. Birleşik Krallık ile Stratejik Çerçeve Anlaşması, Türkiye’ye AB dışı bir diplomatik kanal ve savunma, enerji, teknoloji alanlarında işbirliği imkanı sunmaktadır. Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti doğal gaz boru hattı projesi, adanın kuzeyini stratejik bir lojistik merkeze dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Orta Koridor ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden yürütülen enerji ve ulaştırma işbirlikleri, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne alternatif oluşturma potansiyeline sahiptir.
Riskler ve zorluklar ise diplomatik yalnızlaşma ve ekonomik dışlanma ile başlamaktadır. Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-İsrail üçlü ittifakının “3+1” çerçevesiyle ABD tarafından kurumsallaştırılması ve Doğu Akdeniz Kapı Yasası ile pekiştirilmesi, Türkiye’yi coğrafi avantajına rağmen yeni nesil küresel ticaret koridorlarının dışına itmektedir. Askeri çevreleme ve enerji altyapısı tehdidi, Birleşik Krallık’ın Akrotiri’deki askeri varlığını F-35’ler ve HMS Dragon ile genişletmesi ve Yunanistan’ın “Aşil Kalkanı” kurmasıyla somutlaşmaktadır. AB yaptırımları ve ekonomik maliyet, Türkiye’nin enerji politikaları üzerinde uluslararası baskı oluşturmaya devam etmektedir. Kıbrıs’ın NATO üyeliği tartışması ise Türkiye’nin garantörlük haklarını ve adadaki varlığını doğrudan tehdit etmektedir.
Sonuç olarak, Türkiye Doğu Akdeniz’de ne tamamen oyun kurucu ne de oyundan dışlanabilecek bir aktördür. ABD’nin “3+1” çerçevesi aracılığıyla Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail ile kurumsallaşan ittifakı, Birleşik Krallık’ın askeri varlığını genişletmesiyle birleştiğinde, Türkiye’ye yönelik çok boyutlu bir çevreleme politikasının ana hatlarını oluşturmaktadır. Ancak ABD’nin aynı anda Türkiye ile enerji işbirliğini sürdürmesi ve Birleşik Krallık’ın Türkiye ile Stratejik Çerçeve Anlaşması’nı imzalaması, bu çevreleme politikasının geçirgen olduğunu ve Türkiye’nin caydırıcılığının uluslararası aktörler tarafından dikkate alındığını göstermektedir. Türkiye, bu çift yönlü yaklaşım içinde, askeri caydırıcılığını masada tutarken, elindeki Karadeniz gazı ve üretim teknolojisi gibi kartları asimetrik enerji diplomasisinde kullanarak manevra alanını koruma imkanına sahiptir.
Türkiye’nin bu zorlu denklemdeki başarısı, enerji kaynaklarını ekonomik kalkınma ve dış politika aracı olarak kullanabilme becerisine, askeri caydırıcılığını korurken diplomatik kanalları açık tutma yeteneğine ve bölgesel aktörlerle yeni işbirliği alanları yaratabilme kapasitesine bağlı olacaktır. 2026 yazında Birleşmiş Milletler nezdinde yeniden başlatılması beklenen Kıbrıs müzakereleri ve Doğu Akdeniz Kapı Yasası’nın Kongre’deki nihai akıbeti, bölgesel dengelerin yeniden şekillenmesi açısından kritik testler olacaktır. Türkiye, bu süreçlerde kendi ulusal çıkarlarını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını kararlılıkla savunmaya devam edecektir. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının barışçıl ve adil paylaşımı, yalnızca bölgesel istikrar için değil, aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik kalkınması ve enerji arz güvenliği için de hayati önem taşımaktadır. Türkiye, bölgede mevcut olmayı, haklarını korumayı ve bölgesel barış ile istikrara katkı sunmayı sürdürecektir.
Kaynakça
Al Bawaba. “New Israel-Greece-Cyprus Military Agreement Targets Turkey.” Al Bawaba, December 27, 2025.
American Hellenic Institute. “AHI Releases 2026 Policy Statements Highlighting U.S. Partnerships in the Eastern Mediterranean.” Press Release, April 20, 2026.
American Jewish Committee and Hellenic American Leadership Council. “AJC and HALC Welcome Eastern Mediterranean Gateway Act Advance.” Kathimerini, June 17, 2026.
Chosunbiz. “UK’s Cyprus Model Guides US Push for Sovereign Base in Greenland.” Chosunbiz, January 25, 2026.
Deutsche Welle. “Cyprus to Greenland: Could UK Military Bases Guide US Moves?” DW, January 30, 2026.
EurActiv. “EU Seeks ‘Active’ Role in Cyprus Talks Despite Turkish Opposition.” EurActiv, June 10, 2026.
Forbes. “ExxonMobil Returns To Turkey: What The Black Sea Deal Really Signals.” Forbes, January 10, 2026.
GreekReporter. “Senate Committee Approves Landmark Eastern Mediterranean Gateway Act.” GreekReporter, June 18, 2026.
International Crisis Group. Turkey, Greece, and the Eastern Mediterranean: Managing Tensions. Europe Report No. 305, Brussels, 2023.
Israel Defense. “Israel, Greece, and Cyprus Sign 2026 Military Cooperation Plan, Expand Joint Exercises.” Israel Defense, June 17, 2026.
Israel Hayom. “What Is the US Agenda for the Eastern Mediterranean?” Israel Hayom, June 12, 2026.
Kathimerini. “Cyprus Moves to the Forefront of Expanding Defense Partnership with Greece and Israel.” Kathimerini, December 28, 2025.
Kathimerini. “Greece, Cyprus and Israel Inaugurate the East Med Energy Center.” Kathimerini, June 11, 2026.
Lupicinio International Law Firm. “International Sanctions · November 2025.” Lupicinio, November 30, 2025.
Politis. “European Parliament Calls on Turkey to Abandon ‘Two-State Position’ in Cyprus.” Politis, June 16, 2026.
Politis. “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?” Politis, June 20, 2026.
Stockholm Center for Eastern Mediterranean Studies. “From Frozen Conflict to Strategic Frontline: Turkey’s Cyprus Policy in the Post-Gaza Era.” Policy Brief No. 12, 2025.
The National. “Cyprus-Style Deal for US Airbases in Greenland Could Solve Annexation Row.” The National, January 22, 2026.
The New York Times. “How Britain’s Bases in Cyprus Could Be a Blueprint for Trump’s Greenland Deal.” The New York Times, January 22, 2026.
Dipnotlar
[1]: U.S. Department of State, “Cyprus Travel Advisory,” Bureau of Consular Affairs, June 1, 2026.
[2]: Politis, “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?” *Politis*, June 20, 2026.
[3]: Politis, “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?”
[4]: Stockholm Center for Eastern Mediterranean Studies, “From Frozen Conflict to Strategic Frontline: Turkey’s Cyprus Policy in the Post-Gaza Era,” Policy Brief No. 12 (2025): 3–4.
[5]: Politis, “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?”
[6]: Politis, “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?”
[7]: Stockholm Center for Eastern Mediterranean Studies, “From Frozen Conflict to Strategic Frontline,” 5.
[8]: Politis, “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?”
[9]: Politis, “What ‘Loose Solution’ Plan Olgín Is Discussing?”
[10]: Forbes, “ExxonMobil Returns To Turkey: What The Black Sea Deal Really Signals,” *Forbes*, January 10, 2026.
[11]: Forbes, “ExxonMobil Returns To Turkey.”
[12]: Forbes, “ExxonMobil Returns To Turkey.”
[13]: Forbes, “ExxonMobil Returns To Turkey.”
[14]: Israel Defense, “Israel, Greece, and Cyprus Sign 2026 Military Cooperation Plan, Expand Joint Exercises,” *Israel Defense*, June 17, 2026; Kathimerini, “Cyprus Moves to the Forefront of Expanding Defense Partnership with Greece and Israel,” *Kathimerini*, December 28, 2025; Al Bawaba, “New Israel-Greece-Cyprus Military Agreement Targets Turkey,” *Al Bawaba*, December 27, 2025.
[15]: Al Bawaba, “New Israel-Greece-Cyprus Military Agreement Targets Turkey.”
[16]: The National, “Cyprus-Style Deal for US Airbases in Greenland Could Solve Annexation Row,” *The National*, January 22, 2026; Al Bawaba, “New Israel-Greece-Cyprus Military Agreement Targets Turkey.”
[17]: Kathimerini, “Greece, Cyprus and Israel Inaugurate the East Med Energy Center,” *Kathimerini*, June 11, 2026.
[18]: Kathimerini, “Greece, Cyprus and Israel Inaugurate the East Med Energy Center.”
[19]: GreekReporter, “Senate Committee Approves Landmark Eastern Mediterranean Gateway Act,” *GreekReporter*, June 18, 2026; American Jewish Committee and Hellenic American Leadership Council, “AJC and HALC Welcome Eastern Mediterranean Gateway Act Advance,” *Kathimerini*, June 17, 2026.
[20]: The New York Times, “How Britain’s Bases in Cyprus Could Be a Blueprint for Trump’s Greenland Deal,” *The New York Times*, January 22, 2026; The National, “Cyprus-Style Deal for US Airbases in Greenland Could Solve Annexation Row.”
[21]: Politis, “European Parliament Calls on Turkey to Abandon ‘Two-State Position’ in Cyprus,” *Politis*, June 16, 2026.
[22]: Lupicinio International Law Firm, “International Sanctions · November 2025,” *Lupicinio*, November 30, 2025; EurActiv, “EU Seeks ‘Active’ Role in Cyprus Talks Despite Turkish Opposition,” *EurActiv*, June 10, 2026.
[23]: Forbes, “ExxonMobil Returns To Turkey.”
[24]: American Hellenic Institute, “AHI Releases 2026 Policy Statements Highlighting U.S. Partnerships in the Eastern Mediterranean,” Press Release, April 20, 2026.
[25]: Israel Hayom, “What Is the US Agenda for the Eastern Mediterranean?” *Israel Hayom*, June 12, 2026.





