Yusuf Kanlı
Rum seçimleri Kıbrıs müzakereleri, siyasi istikrar ve 2028 yolunu nasıl etkiliyor?
24 Mayıs’ta Rum yönetiminde yapılan parlamento seçimi yalnızca bir kez daha parçalı bir yasama yapısı ortaya çıkarmadı. Seçim, Rum siyasetinin yüzeyinin altında uzun süredir ilerleyen daha derin bir dönüşümü açığa çıkardı: Ana akım merkez hâlâ sayısal olarak baskın ancak psikolojik olarak zayıflamış durumda; düzen karşıtı öfke seçmeni yeniden şekillendiriyor; aşırı sağ ise marjinal protesto hareketi olmaktan çıkıp kalıcı bir siyasi aktöre dönüşümünü tamamlamış görünüyor.
Seçim sonuçları Kıbrıs sorunu açısından da son derece hassas bir dönemde geldi. Birleşmiş Milletler’in, BM temsilcisi Maria Angela Holguin’in kolaylaştırıcılığında adadaki iki taraf arasında siyasi süreci yeniden başlatmak amacıyla önümüzdeki haftalar ve aylarda çabalarını artırması bekleniyor. Ancak pazar günü ortaya çıkan iç siyasi atmosfer, Rum liderliğinin müzakere esnekliğinin artık çok daha sert bir iç dirençle karşılaşacağını gösteriyor.
Rakamlar hikâyenin yalnızca bir kısmını anlatıyor.
Seçim öncesi anketler geleneksel siyasi partilerin ağır kayıplar yaşayacağını ve parlamentonun dramatik biçimde parçalanacağını öngörüyordu. Ancak ortaya çıkan tablo daha paradoksal oldu. Eski siyasi düzen kurumsal olarak ayakta kaldı ancak etrafındaki siyasi iklim köklü biçimde değişti.
Muhafazakâr Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ), oy oranı 2021’deki yüzde 27.8’den yüzde 27.2’ye hafifçe gerilemesine rağmen önceki parlamentodaki 17 sandalyesinin tamamını korudu. Hatta ham oy sayısında DİSİ oylarını artırdı ve 2016’dan bu yana ilk kez 100 bin oy barajını aştı. Solcu AKEL de beklentilere meydan okuyarak oy oranını yüzde 22.3’ten yüzde 23.9’a yükseltti ve 15 sandalyesini muhafaza etti.
Bu arada Demokrat Parti (DİKO), dördüncü sıraya gerilemesine rağmen sahip olduğu dokuz sandalyenin sekizini korumayı başardı ve birçok analistin öngördüğü büyük çöküşü kısmen sınırladı.
İlk bakışta seçim, beklendiği kadar devrimci görünmeyebilir. Geleneksel “büyük üçlü” partiler toplamda yalnızca bir sandalye kaybetti.
Ancak bu yorum, daha derindeki dönüşümü gözden kaçırıyor.
ELAM’ın yükselişi siyasi denklemi değiştiriyor
Seçim gecesinin tartışmasız galibi aşırı sağcı Ulusal Halk Cephesi ELAM oldu. Parti parlamentodaki sandalye sayısını dörtten sekize çıkarırken oy oranını da yüzde 6.8’den yüzde 10.9’a yükseltti.
Yıllar boyunca ELAM, etkisi ne protesto gösterilerinin ne de sosyal medya ajitasyonunun ötesine geçmeyen marjinal bir milliyetçi hareket olarak görülüyordu. O dönem artık sona erdi.
Pazar gecesi ortaya çıkan sonuç ELAM’ı Rum siyasetinin üçüncü büyük gücü hâline getirdi. Daha da önemlisi, partiyi seçmenin önemli bir kesiminin gözünde meşrulaştırdı.
Bu gelişmenin önemi parlamentodaki sandalye hesabının çok ötesine uzanıyor. ELAM’ın ideolojik çizgisi katı Yunan milliyetçiliği, göç ve güvenlik konularında tavizsiz tutumlar ve Kıbrıs sorununda federal çözüme kategorik karşıtlık üzerine kurulu. Ana akım partilerin zaman zaman taktiksel olarak kullandığı geleneksel milliyetçi söylemlerden farklı olarak ELAM’ın uzlaşmaya karşı tavrı yapısal ve ideolojik.
Partinin yükselişi, ekonomik sıkışmışlık, göç kaygıları, kurumlara güvensizlik ve geleneksel partilere yönelik yorgunluğun milliyetçi hareketlere desteğe dönüştüğü daha geniş Avrupa eğiliminin bir parçası.
Kıbrıs artık bu eğilimden yalıtılmış değil.
Seçmen neden yön değiştirdi?
ELAM’ın yükselişinin arkasındaki nedenler çok katmanlı ve birbirine bağlı.
Ekonomik sıkışmışlık önemli rol oynadı. Artan hayat pahalılığı, enerji maliyetleri, konut baskısı ve eşitsizliğin büyüdüğü algısı seçmenin geleneksel partilere olan güvenini aşındırmayı sürdürüyor.
Yolsuzluk skandalları da siyasi sisteme duyulan güveni ciddi biçimde sarstı. Eski Sayıştay Başkanı Odysseas Michaelides’e yakın çizgideki yeni yolsuzluk karşıtı hareket ALMA’nın ortaya çıkışı, hesap verebilirlik temasının seçmende ne kadar güçlü yankı bulduğunu gösterdi. ALMA oyların yüzde 5.8’ini alarak dört sandalye kazandı.
Aynı zamanda bir başka yeni oluşum olan Direct Democracy Cyprus da yüzde 5.4 oy alarak dört sandalye elde etti. Bu sonuç, seçmenin sistem dışı hareketlere ve geleneksel kurumları bypass eden alternatiflere giderek daha açık hâle geldiğini gösteriyor.
Seçimin en dikkat çekici çelişkilerinden biri de buydu: Seçim öncesinde çok sayıda küçük partinin parlamentoya gireceği son derece parçalı bir yapı konuşulurken, yeni mecliste aslında önceki döneme göre daha az parti yer alacak. Beş yıl önce yedi parti parlamentoya girmişken bu kez sayı altıya düştü.
Bunun nedeni, köklü bazı partilerin aynı anda çökmesi oldu.
Eski merkezin çöküşü
Seçim, Kıbrıs’taki geleneksel merkez ve küçük ideolojik partiler açısından yıkıcı sonuçlar doğurdu.
Sosyalist EDEK, 57 yıllık tarihinde ilk kez parlamentoya giremedi ve yalnızca yüzde 3.2 oy alabildi. Sonuç, parti lideri Nikos Anastasiou’nun istifa açıklamasını beraberinde getirdi. Daha sonra nihai kararı parti organlarının vereceğini söylese de EDEK’in çöküşünün sembolik etkisi büyüktü.
Ekolojistler Hareketi de 1996’dan bu yana ilk kez temsil hakkı elde edemedi ve oy oranı yüzde 2’ye geriledi.
DİPA yüzde 3.1 ile parlamentonun dışında kalırken, seçim öncesi anketlerde rahat biçimde meclise gireceği öngörülen Volt da yüzde 3.1’de kaldı.
Avcılar Hareketi ise yüzde 3.2 ile anket beklentilerini aşmasına rağmen temsil hakkı elde edemedi.
Bu sonuçlar önemli çünkü Rum siyasetindeki geleneksel orta alanın boşaldığını gösteriyor. Ana akım muhafazakârlık ile ılımlı merkez ve milliyetçi sertlik arasındaki tampon bölge ciddi biçimde zayıflamış durumda.
Bu boşluk en çok ELAM’ın işine yarıyor.
Kıbrıs müzakereleri için daha zor bir ortam
Bu seçimlerin Kıbrıs sorunu açısından doğurabileceği sonuçlar oldukça önemli olabilir. BM öncülüğündeki diplomatik sürecin, Rum lider Nikos Hristodulidis ile Kıbrıs Türk lideri Tufan Erhürman arasında son aylarda sürdürülen temkinli güven artırıcı temasların ardından önümüzdeki haftalarda yeniden ivme kazanması bekleniyor. Bu çerçevede BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in özel temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın dört aylık aranın ardından 6 Haziran’da yeniden adaya gelerek iki lider arasında yeni bir mekik diplomasisi turu başlatması bekleniyor.
Holguin’in ayrıca garantör ülkelerle temaslar kapsamında Türkiye ve Yunanistan’a gitmesi, yılın ilerleyen dönemlerinde iki tarafı, üç garantör ülkeyi ve Birleşmiş Milletler’i kapsayabilecek daha geniş kapsamlı diplomatik girişimin altyapısını hazırlaması öngörülüyor.
Ancak pazar günkü seçim, Rum liderliği açısından iç siyasi zemini çok daha kısıtlayıcı hâle getirdi.
ELAM’ın hükümete girmesine gerek yok. Partinin etkisi, kabul edilebilir siyasi söylemin sınırlarını belirleme kapasitesinden kaynaklanıyor.
Bundan sonra siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık, yönetişim modeli, güven artırıcı önlemler, enerji iş birliği ya da federal düzenlemeler gibi başlıklarda yapılacak her tartışma, uzlaşmayı “teslimiyet” olarak göstermeye hazır güçlenmiş milliyetçi muhalefetin gölgesinde gerçekleşecek.
Bu baskı yalnızca Hristodulidis’i etkilemeyecek. DİSİ’nin pozisyon alışını da belirleyecek. Arka kapı diplomasisi pragmatik biçimde sürse bile, ana akım partiler ELAM’a daha fazla seçmen kaptırmamak için kamuoyu önündeki söylemlerini sertleştirme baskısı hissedecek.
Bu durum Kıbrıs açısından özellikle tehlikeli çünkü adada siyasi psikoloji çoğu zaman resmi müzakerelerin kendisi kadar belirleyici olabiliyor.
AKEL’in paradoksu
AKEL seçimden mütevazı ama önemli bir güçlenmeyle çıktı. Parti, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon ve müzakere edilmiş çözüm konusunda Rum siyasetindeki en istikrarlı savunucu olmayı sürdürüyor.
Ancak AKEL’in güçlenmesi otomatik olarak uzlaşma siyasetinin güçlenmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine seçim, daha kutuplaşmış bir siyasi yapı ortaya çıkardı: Bir tarafta güçlenmiş milliyetçi blok, diğer tarafta yeniden canlanan çözüm yanlısı sol ve ortada giderek sıkışan siyasi merkez.
Bu dinamik, acı verici uzlaşmalar için gerekli siyasi alanı daha da daraltabilir.
Hristodulidis baskı altında
Seçim aynı zamanda Hristodulidis’in 2028 başkanlık seçimine giderken siyasi manevra alanını da daralttı. Hristodulidis 2023’te merkez partilerin kırılgan desteğiyle bağımsız aday olarak göreve gelmişti. Pazar günkü sonuçlar bu desteğin ne kadar kırılgan olduğunu açığa çıkardı.
DİPA zayıflamış, EDEK çökmüş ve merkezde parçalanma hızlanmışken, Hristodulidis artık ideolojik tutarlılığın zayıfladığı bir parlamentoda değişken ve pragmatik ittifaklarla yönetim yürütmek zorunda kalabilir.
Kıbrıs müzakereleri yeniden başarısızlığa uğrar ya da çökerse, ELAM bunun kendi tezlerini doğruladığını savunacaktır.
Eğer müzakereler ilerlerse, ELAM siyasi eşitlik ya da federal yönetişim mekanizmaları içeren her çerçeveye karşı agresif kampanya yürütecektir.
Her iki senaryo da aşırı sağa yeni siyasi oksijen sağlayacaktır.
Daha derin dönüşüm
Belki de bu seçimin en önemli sonucu, Rum siyasetinin yeni bir evreye girmekte olduğunu göstermesidir. Eski siyasi düzen sayısal olarak çökmüş değil. DİSİ ve AKEL hâlâ baskın parlamenter aktörler.
Ancak duygusal ve ideolojik iklim değişmiş durumda.
Seçmen daha öfkeli, daha güvensiz, daha parçalı ve düzen karşıtı söylemleri ödüllendirmeye geçmiş on yılların herhangi bir döneminden çok daha yatkın hâlde. Bu dönüşüm tam da Kıbrıs’ın yeniden kritik bir diplomatik kavşağa yaklaşabileceği bir dönemde yaşanıyor.
Adanın karşı karşıya olduğu paradoks artık giderek daha net: Uluslararası aktörler diplomasiye yeniden umut bağlasa bile, her iki taraftaki iç siyasi ortam tarihsel uzlaşılara giderek daha az elverişli hâle geliyor.





